,

Victoria’da üç günle başlayıp üç haftaya uzayan sefahat günleri devam ederken artık Onur ve Renata beni evden kovmadan tekrar yola çıkma planları yapmaya başlıyorum. Onlara kalsa daha uzun kalmalıyım ancak “Yolcu yolunda gerek.” diyerek Kanada’nın doğusuna geçiş için araştırmalara başlıyorum. Aslında ilk planım Jack Kerouac’ın izinde otostopla ülkeyi geçmek ancak otostopa harcamayı planladığım iki haftaContinue reading

20
Share
, ,

Kanada topraklarına yazın gelişini müjdeleyen güneşin altında Bastion Meydanı’nda oturuyorum. Güzel havayı gören Victoria ahalisi kendini Cumartesi günü sokaklara atmış. Meydanda hep beraber oturup müzik yapan gençleri dinliyoruz. İnsanlara bakıyorum. Dışarıdan mükemmel hayatlar yaşıyor gibi görünüyorlar. Müziğin bitmesiyle güneşin yakıcılığından kaçmak adına kendimi sokaklara atıyorum. Bir anda önümden antika arabalarıyla dolaşan bir grup geçiyor. Victoria’nınContinue reading

11
Share
,

Henüz Fatih unvanını almamış olan 2. Mehmet’in döktürdüğü dev topları Constantinapolis’in kalın duvarlarını döverken sur içinde Emmanouíl Phokás kara kara ne yapacağını düşünüyordu. Doğu Roma İmparatorluğu tarihin tozlu sayfalarına karıştıktan sonra tası tarağı toparlayıp Kefalonya’ya yerleşmeye karar verdi. Çocukları burada büyüdü, ailesi genişledi ve Ioánnis adında bir torunu oldu. Denizciliğin tüm meziyetlerini küçük yaşta öğrenenContinue reading

16
Share
,

Vancouver’daki dört veya beşinci günümde otobüs durağında bir reklam görüyorum. Mayıs başındaki Vancouver Maratonunun ilanı bu. Belki kaydolurum deyip fotoğrafını çekiyorum. Akşam eve döndüğümde o gün çektiğim fotoğrafları karıştırırken ilanı görüyorum ve bir anda bilgisayarı açıp 21 km’lik yarı maratona kaydoluyorum. Ardından seyahat boyunca aksattığım koşmaya beni Tokyo’da geri döndüren Engin’e haber veriyorum. Kayıt günündenContinue reading

20
Share
,

2015 Kasım’ında yola çıkmadan önce I can travel’ın Facebook sayfasında, 360’ın duyuru postu altına bir yorum geliyor. Tanımadığım bir adam beni Kanada’da gitmeye pek de niyetim olmayan bir şehre davet ediyor. Daha İstanbul’dayım ve Kanada’ya ulaşmama 6 aydan uzun süre var. Yorumun sahibiyle Afrika ve Asya yolculuğu boyunca iletişimde kalıyoruz. Ortak arkadaşlarımız çıkıyor. Vakit sıkıntımContinue reading

20
Share
,

Dünyadaki en büyük su kütlesinin üzerinde “çelik kanatlı bir kuşun karnındayım”*. Macellan’ın geçmek uğruna haftalarını harcadığı, onlarca tayfasını feda ettiği, kalanların açlıktan gemilerin meşin kısımları ıslatıp yedikleri, sakin görünümlü uçsuz bucaksız Pasifik’i birkaç saatte aşarken aklımda Borges’in satırları var: Zaman ve zamanın savaşları; Tanrı’nın betimini silip süpürdü, ama Tanrı’nın öteki sureti, deniz, hala duruyor. BolContinue reading

14
Share
,

Japonya’nın mistik yüzü Kyoto’nun ardından günübirlik olarak Himeji’yi ziyaret ediyorum. Aslında gitmeden önce bir günü hiçbir şeyi olmayan bu kente ayırmak ne kadar doğru diye uzun uzun düşünüyorum. Görülecek tek şey yaklaşık 700 yıllık bir kale. Kararsızlıklarımın klasik kurtarıcısı yazı tura atışı sonrası gitmeye karar veriyorum. Himeji tren istasyonundan indikten sonra kaleye doğru yürüyorum. ŞehirdenContinue reading

11
Share
,

Güneşli bir Kyoto sabahı. Kaldığım hostelden çıkıp istasyona gidiyorum. Kaotik ve dev Kyoto tren istasyonundan yiyecek bir şeyler aldıktan sonra bölgesel trene atlayıp Nara’nın yolunu tutuyorum. Nara, Japon İmparatorluğu’nun eski başkenti olan Kyoto’nun hemen yakınındaki zamanın en önemli dini merkezi. Trenin ilk vagonuna atlayıp hem yolu izleyip hem de kahvaltı ediyorum. Aslında Japon kültürüne göreContinue reading

15
Share
,

Geniş ovalardan, irili ufaklı yerleşim alanlarından en çok da Japonya’ya coğrafyasının çoğunu oluşturan dağları delen tünellerden geçiyor içinde bulunduğum hızlı tren. Öğlen saatlerinde Hiroşima istasyonuna varıyoruz. Dışarı çıktığımda öncelikle derdim konaklayacak bir yer bulmak. Gözüme kestirdiğim ilk hostel dolu çıkıyor. Hafif çiselemeye başlayan yağmur altında diğer alternatife doğru ilerliyorum. Sokaklardan geçerken şehrin kimliksizliği dikkatimi çekiyor.Continue reading

18
Share
,

İlk defa bir shinkansendeyim. Japonların efsanevi hızlı trenleriyle Echigo Yuzawa’ya gidiyorum. Niyetim bu ufak kasabadan da bir otobüse atlayıp Japonya’nın ünlü kayak merkezi Kagura’ya ulaşmak. Tren önce 1-2 katlı evlerin olduğu Tokyo’nun banliyölerinden geçiyor. Şehirden biraz çıkınca fabrikalar ve ticaret merkezleri var. Büyük küçük tüm yapılar o kadar düzenliki adeta Lego’dan yapılma bir ülkede ilerliyoruz.Continue reading

16
Share
,

Sessizlik, keskin bir sessizlik. Tokyo’daki Narita Havaalanı’na indiğimde ilk farkettiğim şey bu oluyor. Bu kadar insanın bir yere yetişme telaşıyla gelip geçtiği bir yerdeki olağandışı sessizlik adeta başka bir dünyaya geçtiğimin ilk kanıtı sanki. Yuvalarına erzak taşıyan karıncaların gidişine benzer, ip gibi, en ufak düzensizliğin olmadığı bir pasaport sırası sonrası ev temizliğindeki bir bagaj bandındanContinue reading

20
Share
,

Çok övülen yerlere karşı bir çekingenlik hissetmek 360’ın başından beri bünyemde baş gösteren bir tepki. Genelde de bu tepkiyi göstermekte haklı çıkıyorum. Bu nedenle Siquijor sonrası önce feribotla Dumaguete ardından otobüsle Cebu, oradan uçakla Puerto Princesa’ya vardığımda Sabang’daki yeraltı nehri konusunda kararsız kalıyorum. Çok övülen ve dünyanın yeni 7 harikasından biri olarak gösterilen nehri görmekContinue reading

17
Share
,

“Bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte varılması gereken yer o noktadır.” der Kafka. İşte 200 gün önce ben o noktaya varıp 360’a başlarken hiç bu kadar iyi hissedeceğimi tahmin etmemiştim. Ceplerimdeki taşları, safralarımı bıraktım her attığım adımda. Yoldan önce omuzlarında dünyayı taşıyan Atlas gibi iki büklüm hissederken, her vardığım noktada omuzlarımın daha daContinue reading

27
Share
,

Feribottan iner inmez rengine bakıp, inanmayıp, gözlüğü çıkartmama neden olan bir sahille karşılıyor beni, adını sadece bir gün önce öğrendiğim Siquijor adası. Bohol’da Murat’la nereye gitsek acaba konuşmaları yaparken “Böyle bir yer varmış; çok övdüler Cebu’daki hostelde” diye ortaya attığı ve konuşmanın ertesi sabahı kendimizi feribotta bulduğumuz ada, daha ilk dakikadan olumlu puanları topluyor. İnerContinue reading

18
Share
,

Cebu’dan sabah bindiğimiz feribot öğle saatlerinde bizi Bohol adasına ulaştırıyor. İskelenin çıkışında bir Güneydoğu Asya klasiği olan yapışkan taksi sürücülerini ekarte edip motor kiralamak için yürümeye başlıyoruz. İlk bulduğumuz dükkanı gözümüz kesmiyor. Hemen karşısındaki ikinci dükkana giriyoruz. Kısa bir pazarlık sonucu motoru kiralıyoruz. Murat’ın Cebu’daki hostelde bir muhabbet esnasında iyi olduğunu duyduğu ve Bohol’a ufakContinue reading

14
Share
,

Bali’de karaciğerin fazla mesaiyle çalıştığı, bol İstanbul dedikodusu yapılan, gürültümüzden veya çok dolaşmamızdan dolayı bizi yarı yolda bırakıp kaçan şoförlerle geçen 3 gün sonunda Bahar, Barkın, Hazal ve Duygu beni havaalanına atıyorlar. İçimde şahane günler geçirdiğim Endonezya’dan ayrılmanın hafif üzüntüsü var. Ancak biten vizem beni buna mecbur bırakıyor. Denpasar Havaalanı’nın Hindu ve kaotik ortamında check-inContinue reading

18
Share
,

Sonu gelmeyecekmişçesine yağan bir muson yağmuru başlıyor. Garip Hindu tanrılarına ait heykeller ve yeşillikle sarılmış ufak bir havuzdayım. Kafamın yarısını sudan çıkartmadan, burnumdan nefes alacak şekilde çevreme bakıyorum. Aklımda internette gözüme çarpan bir cümle var. “Ya öldüğünüzde Tanrı “Ee cennet nasıldı?” sorusunu sorarsa?” Cennetin tanımını yapmaya çalışıyorum kafamdan. Bu esnada tanımlamama yardımcı olmak istercesine havuzdaContinue reading

12
Share
, ,

Dar ve bol virajlı yolları 11 saatte aşıp, akşam Ngadisari dağ köyündeki otele varıyoruz. Yanımda Yogya’daki hostelde tanıştığım Marcus ve Cihan var. Cihan 360’da karşılaştığım önceden tanıdıklarım dışındaki ilk Türk gezgin. Beraber Bromo ve İjen’i ziyaret edip oradan da Bali’ye geçmeye niyetliyoruz. Otelde kısa bir uyku çektikten sonra ilk durak Bromo için sabaha karşı uyanıyoruz.Continue reading

19
Share
,

Tek katlı evlerin sarmaladığı, ağaçların kenar süsü olduğu, rengarenk Yogyakarta sokakları Jakarta’nın gri, soğuk, somurtkan ve bürokratik dünyasından sonra ilaç gibi geliyor bünyeme. Sabahın kör saatinde trenden inmeme ve yatağım hazırlanana kadar hostelin resepsiyonundaki sedirde uyumama rağmen enerjim yüksek. Öğlene doğru kendimi dışarı atıp neredeyse her sokakta bulunan sanat galerilerine atıyorum kendimi. Her daldığım sokaktaContinue reading

12
Share
,

Penang’da hayallerimin hamağını bulduktan sonra rotamı önce Malezya’nın çay üretim merkezi Cameron Tepeleri’ne çeviriyorum. Yeşilin onlarca tonuyla beraber insanoğlunun dünyanın en güzel yerlerine koca koca apartmanlar dikme sevdasını gördükten sonra Kuala Lumpur’a varıyorum. Kuala Lumpur sokaklarını arşınlayarak geçen, sabaha karşı davullu zurnalı Hindu ayinleriyle yataktan fırladığım günler esnasında tesadüfen internette gördüğüm ucuz Krabi biletini alıyorum.Continue reading

10
Share
,

100 gün olmuş yola çıkalı. Ne kadar değiştim hiçbir fikrim yok. İnsanın kendi saçının uzaması veya kilo alışını farketmemesi gibi bir şey bu. Farkettiğim şey ise hafiflediğim ve aslında ne kadar azla yetinebildiğim. Yol almaya kolay alışıyor insan. En üşendiği şeyler bile artık otomatikleşiyor. Çanta hazırlamaktan nefret ederken, kendimi her gün sırt çantamı yeniden düzenlerkenContinue reading

21
Share
,

“En fazla sınırdışı ederler hapse atacak halleri yok ya.” diyorum kendi kendime bekleme odasındaki 2. saatim geride kalırken. Tam o esnada beni sorgulayan sivil memurlardan biri  bankonun arkasında görünüp baş parmağını havaya kaldırıp, tamam işareti yapıyor ve her şey bitti sonunda diyorum. Yarım saat bekledikten sonra alındığım odada 1,5 saat boyunca iki görevli tarafından sorguyaContinue reading

17
Share
,

Çocukluğumdan beri pek kimsenin bilmediği bir alışkanlığım var. Ertesi gün gerildiğim bir şey yapacaksam uyumak için bir hayal kurarım. Kendimi deniz kenarındaki bir ağacın altınaki hamakta düşlerim. Gözlerimi kapattığımda kulağımda denizin hafif dalga sesi, kuş cıvıltısı, rüzgarda birbirine çarpan yaprakların hışırtıları olur. Genelde de bu yöntem işe yarar ve rahatça uyurum. Penang’ın şehir merkezi GeorgeContinue reading

22
Share
,

Karada yaşayan en iri hayvanlar olan filler hayatım boyunca hep çok havalı hayvanlar olarak dikkatimi çekti. Dev cüsseli, sakin, otobur ve geniş hafızalı bu hayvanlarla Chiang Mai’de vakit geçirme şansını yakaladığımdaysa bunu kesinlikle kullanmam gerektiğini düşündüm. Tayland fillerin genelde safariler için kullanıldığı bir ülke. Birçok şehirde filler üzerinde insanlar dolaştırılıyor. Ancak fil safarisi denilen sistem fillerinContinue reading

23
Share
, ,

Sabahın 4’ü. Telefonumun alarmı kulağımın dibinde adeta çığlık atıyor. Kafamdan “acaba gitmesem mi?” diye geçiriyorum. “Her sabah nasılsa gün doğuyor, birini kaçırsam ne olur ki?” diye kendi kendime bahane üretmeye çalışıyorum. Birkaç erteleme sonrası sonunda alarm kazanıyor ve kalkıp giyiniyorum. Çantamı alıp dışarıda bir gün önceden anlaştığım tuktuka atlıyorum. Siem Riap’ın karanlık sokaklarında ilerliyoruz. BirContinue reading

24
Share
,

Yoldaki 50. günümdeyim. Özlemişim kendimi. İlk zamanlarda farkettiğim ilk şey bu oldu. Son 2 senedir işim gereği hoyrat, nemrut ve düşmanca bir adama dönüşüp çevreme karşı kalın bir duvar oluşturduğumu düşünüyordum. Eskiden herkesle kolayca iletişim kurabilirken, kimseye tahammül edemez hale gelmiştim. Kart okutularak binilen asansörler, 3 ayda bir değiştirilen şifrelerle açılan e-posta kutuları, 1 saatContinue reading

62
Share
,

Aslında her şey hostel odasında pineklememle başladı. Siem Riap’daki daha ilk akşamımda aynı odada kaldığımız Rebeca’nın “Biz yemeğe gidiyoruz, gelmek ister misin?” sorusunun beni ilk dövmemi yapacak Budist keşişlere taşıyacağından habersizdim. Rebeca’nın sorusunu evet olarak cevaplayınca odadan çıkıp, lobide Ricardo ile buluştuk. Akşam yemek yerken bana o gün Ricardo ile yaptıkları Angkor Wat turunu anlattılar.Continue reading

25
Share
, ,

Johannesburg-Doha-Saigon-Phnom Penh ve sonunda Asya. Uçaklarımın inip kalktığı şehir sayısı kadar öğün uçak yemeği sonunda ikinci kıtama varıyorum. Eskiden 2 saatlik uçuşta bile darlanan ben bir şekilde 20 saatin sonunda hala iyiyim. Sanırım Doha Havalanındaki çikolata yüklemesinden sonra vücudum hala endorfin basıyor. Sıkıntısız bir vize alımı, çantanın banttan alımı ve sim kart değişikliği sonrası kendimiContinue reading

12
Share
,

Deniz yaşamı çocukluğumdan beri ilgimi çekti. Köpekbalıklarıysa hayatımda her zaman ilgilendiğim, üzerine okuyup izlediğim bir konu oldu. Belgesellerdeki köpekbalığı araştırmacılarına hep gıptayla baktım. Puanı yüksek, tempolu bir gerilim filmi lezzetinde başlayan Mozambik yolculuğumun da temel nedenlerinden biri bu meraktı. Bu defa 3 sene önce Güney Afrika’da yaptığım gibi büyük beyazların peşinde değildim. Dünyanın en büyükContinue reading

17
Share
, ,

Yol hayata benzer klişesini tekrarlamak istemiyorum. Ama ikisinde de ivmenizi kaybederseniz bir anda her şey terse döner. İşte bugün öyle bir gündü. Vizesinin pahalılığı, benim gibi düşük bütçeli sırt çantalılar için çok kolay bir destinasyon olmaması ve ulaşım sıkıntıları nedeniyle yola çıktığımdan beri Mozambik kafamda bir soru işareti olmuştu. Ancak son gün kararıyla ziyarete niyetlendim.Continue reading

24
Share