, ,

Angkor Wat – 43. Gün

Sabahın 4’ü. Telefonumun alarmı kulağımın dibinde adeta çığlık atıyor. Kafamdan “acaba gitmesem mi?” diye geçiriyorum. “Her sabah nasılsa gün doğuyor, birini kaçırsam ne olur ki?” diye kendi kendime bahane üretmeye çalışıyorum. Birkaç erteleme sonrası sonunda alarm kazanıyor ve kalkıp giyiniyorum.

Çantamı alıp dışarıda bir gün önceden anlaştığım tuktuka atlıyorum. Siem Riap’ın karanlık sokaklarında ilerliyoruz. Bir süre sonra şehir bitiyor orman başlıyor. Karanlığın içinde tuktuklarla yapılan bir kavimler göçündeyim adeta. Sağım solum içinde turistleri taşıyan tuktuklarla çevrili. Bir süre sonra bilet ofisine geliyoruz. Hemen sıraya geçip biletimi alıyorum.

Tekrar tuktuka atlıyorum. İstikamet gün doğumu için Angkor Wat! Tapınağın ana girişine vardığımda olayın ciddiyetini anlıyorum. Yüzlerce insan kıtlıktan çıkmışçasına hızlı adımlarla tapınağın içine doğru ilerliyor. Hemen fırlıyorum. Ortalık zifiri karanlık, telefonun flaşını fener olarak kullanıp tapınak çevresindeki dev kanala düşmeden içeri giriyorum. Adeta bir distopik film seti içerisindeyiz. Zirifi karanlıkta yüzlerce insan 1000 senelik bir tapınakta yol bulmaya çalışıyor.

Bir süre sonra meşhur havuzun kenarına geliyorum. Ancak büyük bir sorun var. Havuzun kenarında ayak koyacak bile boş yer yok. İnsanlar ve dev tripodlar tüm kıyıyı kaplamış durumdalar. Bir şekilde bir boşluk bulup, bir Avusturalyalı çiftin önüne tripodumu kurmak için izin istiyorum. Sonrasında arkalarında duracağımı da ekliyorum. Alacakaranlıkta kameramı çalıştırmaya başlıyorum ve çiftin arkasına geçip izlemeye başlıyorum.

Dakikalar geçtikçe inanılmaz bir şeye tanıklık ediyoruz. Şansımıza tapınağın üzerinden hafif bulut kümeleri geçiyor. Tapınağın arkasından doğacak olan güneş ise önce onları renkten renge sokuyor. 1 saatlik bu gösteriyi nefessiz izledikten sonra sonunda güneş Angkor Wat’ın görkemli kulelerinin ardından yüzünü gösteriyor. Bense şahitlik ettiğim şeyin görkemiyle kontrolsüzce kahkaha atmaya başlıyorum.

Gün doğumu ardından saat 7:00 civarında tapınaktan çıkıyorum. Aldığım tüyolar sonucu Angkor Wat’ı öğleden sonraya bırakıp boşken Ta Prohm tapınağına rotayı çeviriyorum. Şehirden Angkor Tapınaklarını görmek için turlar saat 9-10 arası çıktığı için o vakte kadar insansızlığın tadını çıkartmak istiyorum. Tuktuktan Ta Prohm’un giriş kapısının önünde iniyorum. Biraz yürüdükten sonra yüzyıllarca unutulmuşluk sonucu ağaçlar tarafından yutulmuş meşhur tapınak karşıma çıkıyor. İçine girince kendimi Indiana Jones filminde gibi hissediyorum. Sanki bir anda karşıma bir hazine çıkacak ve bir maceranın içine çekileceğim hissi oluşuyor. Doğaya karşı insanın ve eserlerinin ne kadar yetersiz olduğu bir kez daha kafama kazınıyor.

Ta Prohm sonrası istikamet Takeo tapınağı saat ise yavaştan 9’a geliyor. Neyse ki Takeo’da da çok fazla insanla karşılaşmıyorum. Dik ve daracık merdivenlerle tepesine tırmanıp onbirinci yüzyıl civarında yapılmış bu muazzam yapıların görkemine hayran oluyorum. Ardındansa eski Khmer İmparatorluğu’nun başkenti ve kraliyet merkezi olan Angkor Thom bölgesine geçiyorum. Sıcak ve kalabalık yavaştan kendini göstermeye başlıyor.

Gezmeye Fil Terasından başlıyorum. Bölgede kesintisiz 1,2 km uzunluğunda rölyefler bulunuyor. Bu rölyeflerde 11 binden fazla figür resmedilmiş. Kabartmaların güzelliklerinden aklımı yitirmeden kendimi Tep Pranam tapınağına atıyorum. Ufak, çok bilinmeyen ama içinden çıkan ağaçlarla oldukça etkileyici bir tapınak. Sonrasında Phimeanakas ve bölgenin en önemli ve büyük tapınağı olan Bayon’u ziyaret ediyorum.

Öğle vakti iyice tepeye çıkan güneş ve saatlerdir yürümenin yorgunluğu ile bünyem isyan ediyor ve 1-2 basamakta düşmekten ucuz kurtuluyorum. Bu nedenle Bayon sonrası yemek molası veriyorum. Tuktuk şoförüm Piri ile yemek yiyoruz. Ardından bu sefer dolaşabilmek için Angkor Wat’a geri dönüyorum.

Angkor Wat’ı öğleden sonra ziyaret etmek dünyadaki standart turistik bir yeri ziyaret etmek gibi oluyor. Sabah yaşanan mistizm ve etkileyicilik kalabalıkla biraz azalıyor. Ancak hala çok güzel ve etkileyici. Tapınağın içini biraz dolaştıktan sonra kulelere çıkmak için sıraya giriyorum. Yaklaşık yarım saat sonunda gezilmesi için yarım saat limitli süre verilen kulelere çıkıyorum.

Angkor Tapınaklarında özellikle kadınlara sıkı kıyafet kuralları uygulanıyor. Budistler için hac yeri olan bölgede diz üstü etek, askılı şeyler kesinlikle yasak. 2015’de bir Çinli ve bir Rus’un tapınaklarda çıplak poz vermeye kalkışması büyük kriz olmuş ve iki turist de sınırdışı edilmişler. Bu önemli bilgileri sırada beklerken İngilizce anlatım yapılan bir turist grubundan öğreniyorum.

Kuleleri dolaşıp tapınak bölgesini tepeden gördükten sonra aşağı iniyorum. Koridorlarda dolaşırken dilek bileklikleri yapan çocuk Budistler görüyorum. Bir tane alıp kutuya 1 dolar bağış yapıyorum. Bilekliği bağlarken dilek tutmamı söylüyor. Attığın her düğüm için dualar edip, Budist gelenekleriyle beni selamlıyor.

Gün batarken 10,5 saat yürüyüşün yorgunluğuyla Angkor Wat’tan ayrılıyorum. Aklımda ömrüm boyunca hatırlayacağım gün batımı, tapınakların içinden büyüyüp doğanın gücünü anlatan ağaçlar var. İçimdeyse insanlık tarihinin harikalarından birine daha tanıklık etmiş olmanın huzuru.

Share

You May Also Like

4 comments on “Angkor Wat – 43. Gün

  1. Busece
    01/2016 at 11:08

    Gidilecek yerler listemde bir yer olacak keyifle okudum yazınızı… Keyifle kalın 🙂

  2. Raftingo Advanture
    05/2017 at 20:00

    güzel seyahatler tebrik ederim…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *