,

Bali’de Gün Batarken – 103. Gün

Sonu gelmeyecekmişçesine yağan bir muson yağmuru başlıyor. Garip Hindu tanrılarına ait heykeller ve yeşillikle sarılmış ufak bir havuzdayım. Kafamın yarısını sudan çıkartmadan, burnumdan nefes alacak şekilde çevreme bakıyorum. Aklımda internette gözüme çarpan bir cümle var. “Ya öldüğünüzde Tanrı “Ee cennet nasıldı?” sorusunu sorarsa?” Cennetin tanımını yapmaya çalışıyorum kafamdan. Bu esnada tanımlamama yardımcı olmak istercesine havuzda sırtüstü uzanmakta olan lüfer bir anda kafasını kaldırıp yüzerek yanıma geliyor.

whatif

Bali aslında yükünü oldukça almış. Son dönemde patlayan yoga-vegan beslenme gibi trendlerin merkezi olduğu için yapmacık bir kalabalığı var. Özellikle Ubud’da “Arkadaşlar Yoga matsız alamıyoruz yalnız.”(bar güvenliği vurgusuyla okunacak) gibi bir durum söz konusu. Mevzunun rahatsız ediciliği insanların bu yaşam tarzını sevdiği için yapmasından değil sadece kendilerine etiket yapıştırmak için fazla zorlamasından kaynaklı.

Oysa Ubud güzel yer. Pirinç tarlaları arasından geçen yollar, sakin mekanlar, sokak aralarında keşfedilmeyi bekleyen ufak tapınaklar ve en önemlisi huzur var. Kafa dinleyip, zihni nadasa yatırıp, bünyeyi güzelce dinginleştirmek mümkün. Lüferle pek etiketçi tayfaya bulaşmadan, bu minvalde geçen birkaç gün sonunda rotayı madem adadayız neden deniz kenarında değiliz sorusuyla Canggu’ya kırıyoruz.

Canggu ufak bir sörf mahallesi. İnsan kendini Bali’den ziyade Avusturalya veya Kaliforniya’da sanıyor. Bali’nin en popüler bölümü Kuta’nın biraz kuzeyinde kalan bölge son dönemin gözdesi. Başlangıç ve orta düzey sörfçüler burayı tercih ediyorlar. Yerleştiğimiz oteldeki yastıklar bile sörf tahtası şeklinde yapılmış.

Lüfer sörf öğrenmek istiyor. Hemen istikameti Batu Bolong plajına çeviriyoruz. O ders alırken ben de tüm amatörlüğümde dalgalarla boğuşmaya başlıyorum. Aslında ikimiz de fena gitmiyoruz. Ancak deniz insanı çok hırpalıyor. 1 saat sonra pek bir şeyler becerememiş ve fiziken bitmiş olarak kendimi dışarı atıyorum. Gözler lüferi arıyor. Kısa bir arama sonrası kendisini efsanevi sörfçü barı Old Man’s’de buluyorum.

Geç öğlen yemeği ve onun eşlikçisi biralarla günün kalanını sağa sola gözümüzle salça olarak geçiriyoruz. Sörf tahtası üzerinde yolda yürümekten daha rahat hareket eden veletlere bakıp imreniyoruz. Sağlıklı yaşlılara bakıp öyle olup olamayacağımızı tartışıyoruz. Bira sayısına doğru orantılı olarak kötü şaka yapma miktarım artıyor. Kimi insanı gereksiz överken kimini de yerin dibine sokup çok eğleniyoruz. Vakit hızla akıp geçiyor. Güneş aşağı iniyor.

Lüfer hadi sahile inelim diyor. Ismarladığımız soğuk biraları alıp plaja iniyoruz. Yamaçtan aşağı iner inmez ufak bir kaya bulup oturuyoruz. Karşımızda rengarenk bir sahne var. Kırmızı bulutlar eşliğinde morlaşan bir gökyüzü ve batmakta olan güneşin son sarılıkları çekilen denizden yansıyor. Karşımda hala denizle boğuşan sörfçülere “arkadaşlar son sörfler lütfen, toparlıyoruz artık” diye bağırmak istiyorum ama lüferin korkusundan susuyorum. Biralarımızdan gün batımını daha da güzelleştirmesi amacıyla büyük yudumlar alıyoruz. Mutluyuz ve olmamız gereken yerde olduğumuzu düşünüyoruz.

Karşımızda bir gün daha bitiyor. Lüferin omzundan elimi alıp doğruluyorum. Bir fotoğraf çekiyorum. Öldüğümde Tanrı cennetin nasıl olduğunu sorarsa göstermek için.

Share

You May Also Like

2 comments on “Bali’de Gün Batarken – 103. Gün

  1. SEMA OCAKCIOĞLU
    04/2016 at 21:31

    Cennetin fotografını kopyaladım. Eminim cennet orası.

    SEVGİLERLE

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *