, ,

Berlin

NEDİR NE DEĞİLDİR

Almanya’nın genel imajı soğuk ve suratsız, sabah 5’de kalkıp işbaşı yapan robot insanlar ve onların yaşadıkları keyifsiz, gri şehirlerdir çoğu kişi için. Ancak başkent Berlin öyle bir şehir ki havadan veya karadan, ne şekilde ulaşırsanız ulaşın, şehrin açıklanamaz atmosferi sizi yakalayıp zehrini damarlarınıza boşaltıyor ve Almanya ile ilgili tüm önyargılarınızdan sıyrılıyorsunuz. Kuruluşu on birinci yüzyıla kadar dayanan Berlin tarih boyunca Prusya Krallığı, Alman İmparatorluğu, Weimar Cumhuriyeti, Nazi Almanyası olarak bilinen 3. İmparatorluk, Doğu Almanya ve birleşmeyle beraber Almanya Federal Cumhuriyeti’nin başkentliğini yapmış.

Berlin, 3.4 milyon nüfusuyla Avrupa’nın en kalabalık şehirlerinden biri. Ancak bu nüfus sizi kesinlikle yanıltmasın. Çünkü kent 2. Dünya Savaşı’nda dümdüz oluyor ve Almanların modern şehir planlamacılığı ve mimarisiyle neredeyse tekrar inşa ediliyor. Böylece bu nüfusu size hiçbir şekilde hissettirmiyor. Duvarın yıkılmasının üstünden seneler geçse de Berlin’in bitmek bilmeyen restorasyon veya inşaat işleri nedeniyle halen şehirde dolaşırken kafanızı her kaldırdığınızda bir kaç büyük inşaat vinci görüyorsunuz. Ancak birçok kişi bu modern mimari atılımın, şehirdeki Doğu Alman mimari kültürünü yok etmek amaçlı olduğunu söylüyor. Kimi binaların ki çoğu turistik değer taşıyanlar, restore edilip orijinalleri korunurken, diğer eski olanlar, özellikle eski Doğu Alman resmi binaları yıkılıp yerlerine yenileri inşa ediliyor.

Berlin Duvarı 1961’de bir gecede yapılan bir utanç duvarı. Doğu Almanya’daki şartlardan şikayetçi olan vatandaşların seyahat özgürlüğünü engelleyerek Batı’ya geçmesini engellemek için yapılıyor. Önce basit bir dikenli telken, ilerleyen zamanlarda çift beton duvarla beraber mayınlı alanlar, çelik kapanlar, gözetleme kuleleri ve sürekli devriye halindeki askerler geliyor. Yirminci yüzyılın en büyük insan hakları ihlallerinden biri olan duvar, Doğu Almanya’nın çözülme süreciyle beraber 1990 yılında büyük bir festivale dönüşen bir yıkımla ortadan kaldırılıyor.

Duvar sadece şehrin yapısını, mimarisini değiştirmemiş, ayrılan bölgelerdeki insanların ruhsal, sosyal ve kültürel gelişimlerine de büyük etkiler yaratmış. Duvar yıkıldıktan sonra Doğu Berlinlilere yapılan birçok tatsız şakanın bu farklardan kaynaklandığını görüyoruz. Alman Hükümetleri ve Berlin Belediyesi geçen yıllarda bölünmüş şehrin 2 yakasının birbiriyle altyapısal, sosyal, mimari ve ekonomik entegrasyonu ile ilgili birçok başarılı çalışmalara imza atmış. Ancak her şeye rağmen şehrin doğusu ve batısı arasındaki fiziksel farklar açıkça hissediliyor. Özellikle doğu kısmı son 10-15 yılda kendiliğinden gelişen bir soylulaştırma sürecine girmiş durumda ve bu şehrin kültürel ve sosyal merkezinin doğuya kaymasına neden olmuş.

Duvar yıkıldıktan sonra şehirde çok sayıda olan işgal evlerinden artık çok az kalmış. Diğer yandan Berlin’in doğu kısmının geçirdiği bu değişimden en çok orta ve alt sınıflar etkilenmiş. Özellikle Prenzlauerberg’e Almanya’nın hatta Avrupa’nın her yerinden akın eden üst sınıftan nüfus bölgeyi pahalılaştırarak demografisinin değişimine neden olmuş. Bu nedenle son yıllarda semtin tadının kaçtığını ve ruhunu kaybedip fazla havalı bir semt haline geldiğini söylüyorlar.

Berlin’de dikkat çeken bir konu da nüfusun ülke ortalamasına göre çok genç olması. Bu durum tabii kendiliğinden oluşmamış. Şehirde bulunan 20’den fazla üniversitenin bunda önemli bir payı var. Diğer yandan şehirdeki çocuk ve bebek sayısı da dikkat çekiyor. Bunun kaynağı ise dünyada Berlin’in çocuk yetiştirmek için en ideal şehirlerden biri olarak görülmesi. Doğal olarak bu genç ve dinamik nüfus, şehrin sosyal, kültürel ve ekonomik hayatını doğrudan etkiliyor. Şehir Avrupa’nın bir çok şehrinin tersine 24 saat çok hareketli.

Şehrin bir başka özelliği ise Anadolu’daki bir çok şehirden daha fazla Türk’ü barındırması. 2. Dünya Savaşı sonrası muazzam bir işçi açığı olan Almanya’ya işçi olarak göç eden Türklerin en çok yerleştiği şehir olan Berlin’de bir kaç Türk Mahallesi bulunuyor. Bunlardan en meşhuru ve büyüğü olan Kreuzberg ise Küçük İstanbul olarak biliniyor. İki Türk Mahallesi olan Neuköln ve Kreuzberg arasında çalışan tren hattına bile Almanlar arasında Orient Express adı verilmiş. Bu nedenle müzelerdeki sesli rehberlerden, metro otomatlarına kadar Türkçe dil seçeneği kimseyi şaşırmamalı.

Berlin Avrupa’nın gece hayatı konusunda en popüler noktalarından bir tanesi. Haftada 7 gün 24 saat yaşayan bir şehirde acayip bir gece hayatı döngüsü bulunuyor. Her türlü zevke hitap eden yüzlerce bar ve gece kulübü şehre yayılmış durumda. Mitte, Prenzlauerberg, Kreuzberg ve Friedrichshain mekanların en sıklıkla yer aldığı semtler. Bu kadar mekan içerisinden seçim yapmak oldukça zor. Bu nedenle haftalık veya aylık olarak çıkan ve mekanların programlarını barındıran dergilerden yararlanabilirsiniz. Prenzlauerberg’de bulunan Kulüp der Republic Doğu Almanya dekoru ve enteresan binasıyla ilginç bir seçenek olabilir. Sabaha kadar tepinmek içinse Balkan Disko geceleriyle bilinen salan Kaffee Burger denenebilir.

Berlin’deki fiyatlara geldiğimizde ise çok şaşırtıcı bir durum söz konusu. Bir Avrupa metropolüne yakışmayacak(!) kadar ucuz bir şehir Berlin. Paris, Londra, Roma, Madrid, Amsterdam ile karşılaştırınca bu fark daha fazla ortaya çıkıyor. Buna rağmen insanların yaşam standartları ve sosyal güvenlik sistemleri oldukça iyi işliyor. Gece dışarı çıkmak, yemek yemek, hatta alışveriş yapmak bazen İstanbul’a göre dahi ucuz olabiliyor. Suç oranı ise büyük bir şehre göre umursanmayacak seviyelerde. Güvenlik konusunda Avrupa’daki kafası en rahat şehirlerden biri muhtemelen.

Toplu taşıma genelde Avrupa’daki birçok ülkede olduğu gibi çok rahat ve iyi organize edilmiş durumda. Metro (U-Bahn, S-Bahn), otobüsler ve sadece doğu tarafında olan tramvaylar her yere ulaşmanıza imkan sağlıyor. Tek, günlük ve haftalık biletler olarak birçok olanağın sunulduğu Berlin’deki toplu taşıma sistemini öğrenmek de çok kolay. Ancak çok uzun mesafeler hariç şehri yürüyerek keşfetmek çok keyifli. Zaten düz bir şehir olan Berlin’de rastgele dalacağınız bir sokakta karşınıza ne çıkacağı belli olmayabiliyor.

GEZSEK GÖRSEK

Berlin müzeleri, festivalleri, sanat galerileriyle tam bir kültür şehri. Şehrin sembollerinden biri olan Fernsehturm (Televizyon Kulesi) Alexanderplatz’da bulunuyor. Doğu Almanya’da hayatın nasıl olduğunu merak ediyorsanız Alexanderplatz’da bulunan DDR Müzesini ziyaret edebilirsiniz. Yol üzerinde bulunan Marx ve Engels’in heykeli de görülebilir. Şehirde kısa bir otobüs turu atmak içinse 100 veya 200 numaralı otobüsleri kullanabilirsiniz. Otobüslerin rotası neredeyse şehrin en turistik yerlerinden geçip sizi Batı Berlin’in göbeğine götürecektir. Üstelik sadece normal bir otobüs biletiyle.

Friedrichstraße ise çevresindeki konsolosluk, üniversite ve devlet binlarıyla adeta şehrin atar damarlarından biri. Üzerinde bulunan Checkpoint Charlie’yi ve duvarla ilgili kaçış hikayelerinin anlatıldığı Haus am Checkpoint Charlie gördükten sonra isterseniz şehrin en önemli turistik sembolü olan Brandenburger Tor’u ziyaret edebilirsiniz. Yol üzerinde bulunan soykırım anıtını da görmeyi unutmayın. Ardından ünlü Unter den Linden caddesinden Müzeler Adasına doğru yürüyebilirsiniz. Yol üzerinde Berliner Dom, Babel Platz gibi mekanları da ziyaret edebilirsiniz. Babel Platz dünya tarihine Nazilerin 1933 yılında üniversitedeki kitapları dağ gibi yığıp yaktıkları yer olarak geçmiştir.

Museuminsel yani müzeler adası, müze meraklıları için tam gün geçirilecek bir hazine. Türkiye ve Orta Doğu’dan getirilen dev eserlerin sergilendiği Pergamonmuseum, Antik Mısır eserlerinin sergilendiği Neues Museum, Orta Çağ sonrası Avrupa eserlerini görebileceğiniz Bodemuseum ve Avrupalı ressamların eserlerinin bulunduğu Alte Nationalgalerie burada bulunuyor. Öte yandan Berlin şehrinin ilk kurulduğu coğrafi nokta da 1999’da Unesco Dünya Mirası Listesi’ne alınan Museuminsel olarak kabul ediliyor.

Doğu Berlin’in en karakteristik semtini tanımak içinse Prenzlauerberg ve Mitte bölgelerine gitmelisiniz. 2. El dükkanları, tüm gün oturup kitap okuyup insanları izleyip hatta yan masa sohbetleri yapabileceğiniz kafeler ve en önemlisi tarihi binaları ile Prenzlauerberg ve Mitte size Berlin’in en keyifli taraflarından birini sunuyor. Rosenthaler Platz ve Prenzlauer Allee istasyonlarını da içine alan, Eberswalder U-Bahn durağını merkez alarak geniş bir daire çizdiğinizde, rastgele keşfedeceğiniz bol miktarda şahane sokak olacaktır.

Prenzlauerberg’in en güzel yerlerinden biriyse Pazar günleri Mauer Park’ta kurulan dev bit pazarı. Özellikle güneşli günlerde insan akınına uğrayan pazara erken gitmekte yarar var. Her türlü ürünün satıldığı pazarda iyi bir araştırma yaparsanız çok orijinal şeyler bulabilirsiniz. Yine semtte dolanırken bazı binaların önünde kaldırım taşları yerine yere çakılmış ufak metal plakalar göreceksiniz. Bunlar önünden geçeceğiniz binalarda 2. Dünya Savaşına kadar yaşamış olan Yahudilere ait bir anma projesi.

Mitte’deki başka bir güzel müze ise Hamburger Bahnhof. Eski bir tren garı olan mekan kalıcı bir modern sanatlar koleksiyonuyla birlikte birçok ilginç süreli sergiye de ev sahipliği yapıyor. Koleksiyonlarında Andy Warhol’un birçok eseri mevcut ve bir galeri sadece Warhol’a ayrılmış durumda. Yine aynı semtteki Oranienburger Straße’de bulunan Kunsthaus Tacheles mutlaka görülmesi gereken bir yer. 2. Dünya Savaşı öncesi Yahudi mahallesinde bulunan bir AVM iken daha sonra Nazi hapishanesi olarak kullanılmış. Duvarın yıkılmasından sonraysa graffitilerle süslenip 1990 yılından beri sanatçılar tarafından kullanılan mekan haline gelmiş. İçerisinde çeşitli sergiler, yazın bir açık hava sineması ve bir gece kulübü bulunan Kunsthaus Tacheles Berlin’in duvar sonrası işgal evleri döneminin belki de en önemli temsilcisi.

Ancak Berlin’in asıl sosyalist doğu kısmını görmek isterseniz Alexanderplatz’dan Karl Marx Allee’ye doğru ilerlemeniz gerekiyor. Yol boyunca muhtemelen Batı Avrupa’nın en geniş caddesini göreceksiniz. Doğu Almanya’nın bu caddede yapılan gösterişli geçit törenleri aklınızda canlanacak. Etrafınızda soğuk ve devasa “sosyal mesken”lerle karşılaşacaksınız. Eğer yorgun değilseniz ve hava güzelse Frankfurter Tor U-Bahn durağına kadar yürüyün. Böylelikle tüm Karl Marx Allee’yi yürüyüp Friedrichshain semtinin merkezine varmış olursunuz. Friedrichshain daha çok öğrenci, genç orta sınıflar ve sanatçıların yaşadığı bir semt. Bir çok ufak dükkan, lokanta ve barı içinde barındırıyor. Özellikle haftasonları oldukça kalabalık olan semtte Pazar günleri ufak bir de bit pazarı kuruluyor.

Friedrichshain ara sokaklarını keşfettikten sonra Spree nehrine doğru Warschauer Strasse’ye ilerleyebilirsiniz. Nehre vardığınızda Berlin Duvarının en iyi korunmuş kısmı olan East Side Gallery’yi göreceksiniz. Yaklaşık 1.3km uzunluğunda olan duvarın kalan kısmı sadece üzerindeki grafitiler için bile görülmeye değer. Graffiti kültürü Berlin’in en karakteristik özelliklerinden biri. Bu nedenle sadece East Side Gallery’de değil şehrin en ücra köşelerindeki duvarlarda bile muhteşem sokak sanatlarıyla karşılaşabilirsiniz. Friedrichshain’daki Revaler Strasse’deki, içinde bir çok ufak kafe ve bar bulunduran sokak sanatları müzesi tadındaki alan bu konudaki en önemli noktalardan biri.

Daha sonra nehri geçip Küçük İstanbul’a yani Kreuzberg’e yürüyebilirsiniz. Şehrin en büyük ve en eski Türk mahallesi olan Kreuzberg artık sadece bir Türk mahallesi değil. Bir süre öncesine kadar öğrenciler, marjinal sanatçılar hatta bazı solcu siyasetçilerin yaşadığı bir “multikulti” bir bölgeyken şu anda önemli bir turist mıknasıtı olmuş. Camında “Lig Tv Burada” yazıları asılı kıraathaneleri, İstanbul’un çoğu dönercisinden bile daha lezzetli dönerlerin yapıldığı dönercileri, berberi, Karadeniz balıkçısı hatta hamamıyla aslında “Küçük İstanbul” sıfatını ne kadar hakkettiğini gösteren bir semtte sadece Türkçe konuşarak yaşayan bir çok gurbetçi var deniliyor. Semtin güneyinde bulunan bir diğer Türk mahallesi olan Neuköln ile Kreuzberg arasında işleyen metroya Almanlar taktıkları lakapsa Orient Express.  Duvar zamanı şehrin en büyük ve hareketli işçi gettolarından biri olan Kreuzberg’de özellikle 1 Mayıs gösteriler oldukça hareketli geçiyor. Kreuzberg’in karambolünden kurtulmak içinse sakin Treptower Park’a gidebilirsiniz.

Postdam Platz ise Berlin’in son yüz yıllık tarihindeki en önemli meydanlardan biri. 2. Dünya Savaşı öncesi Avrupa’nın en işlek ve havalı meydanı savaş sonrası bombardıman nedeniyle tanınmaz bir hale gelmiş. Şu anda ise yüksek iş merkezleri ve Alman devlet binaları burada yer alıyor. Ancak Berlin’in en önemli kültürel sembollerinden biri daha, Berlin Filarmoni Orkestrasının dünyaca ünlü konser salonu da bu meydana yakın bir mesafede bulunuyor. Özellikle yılbaşı konserleriyle tanıdığımız orkestranın konserlerini verdiği salon, klasik müzik severler için bir mabet. Postdam Platz’ın yakınında yer alan ve görülmesi gereken bir diğer mekansa Neue Nationalgalerie. Bu müzede yirminci yüzyıla ait önemli bir çok ressamın eserlerini görebilirsiniz. Yakınlarda bulunan Bauhaus-Archiv ise ziyaret edilebilecek bir tasarım müzesi.

Gelelim Berlin’in batısına; açıkçası Berlin’in batısı size çok fazla ilginç seçenek sunmuyor. Eğer alışveriş yapmak ve Berlin’in batısıyla ilgili fikir sahibi olmak isterseniz Kantstrasse’ye gidin. Böylelikle savaş ve onun yıkıcılığına karşı inşa edilmiş bir sembol olan Kaiser-Wilhelm-Gedächtniskirche’yi ziyaret edebilirsiniz. Bu kilisenin 2. Dünya Savaşında zarar gören kulesi savaşın yıkıcılığını insanlara hatırlatmak için onarılmamış. Alışveriş içinse ünlü KaDeWe’ye gidilebilirsiniz.

Berlin ile ilgili benim gezmekten çok memnun olduğum ve birçok kişi tarafından çok bilinmeyen bir müze var. Gedenkstätte Berlin-Hohenschönhausen aslında eski bir hapishane. Doğu Alman Devlet Güvenlik Bakanlığı’na ait olan bu hapishane DDR zamanında özellikle siyasal suçluların sorgulandığı ve cezalarının infaz edildiği yermiş. Bu müzenin en önemli tarafı size mekanı gezdiren rehberlerin büyük bir kısmının eski mahkumlar olması. Eğer yakın tarihe biraz meraklıysanız ve “Das Leben der Anderen” filmini izlediyseniz bu müzeyi filmden de hatırlayacaksınız. Her defasında psikolojik bir savaşın yaşandığı sorgular, psikolojik işkencenin en uç noktalarına giden hücrelerle hapishane, iflas eden ideolojilerin bireylere verdiği korkunç zararları tekrar hatırlatıyor.

Berlin’in yakınlarında bulunan Postdam şehri ise özellikle tarih meraklıları için cennet. Kısa bir tren yolculuğu ile ulaşılan Postdam Prusya hanedanının yaşadığı yer. Bu nedenle bir çok görkemli binaya ev sahipliği yapıyor. Sanssouci Parkı ve Sarayı görülmesi gereken yerler. Bununla birlikte eski şehrin sokakları da keşfedilmeyi bekliyor. Doğa ağırlıklı bir kaçış içinse salatalık turşularıyla ünlü Spreewald bölgesinde bulunan Lübben ideal bir nokta. Unesco’nun özel biosferik alan olarak kabul ettiği Lübben’de sık ormanlar içerisindeki kanallarda kanoya binebilir veya uzun bisiklet parkurlarını keşfedebilirsiniz. Bölgenin bir diğer ilginç özelliklerinden biriyse Almanya’daki en ilginç azınlık gruplarından biri olan Sorbların burada yaşamaları. Son yıllarda kültürleri ve dilleri devlet tarafından özel koruma çalışmalarıyla canlandırılan Sorblar, Slav asıllı bir ırk olup 5. yüzyılda muhtemelen kavimler göçüyle Orta Avrupa’ya geliyorlar.

YESEK İÇSEK

Berlin’de dünya mutfaklarının hepsini kolayca bulunabilirsiniz. Şehirde farklı segmentte yüzlerce restorant bulunuyor. Ancak Alman ev yemekleri konusunda özellikle öne çıkan mekan Schusterjunge. Üstelik bu lokantada yerel şahane biraların da tadına bakabilirsiniz. Bir diğer geleneksel Alman sokak yemeği olan Currywurst yani sosis içinse en iyi adres Konnepke Imbiss. Zaten ne kadar iyi olduklarının büfenin önündeki sıradan anlayacaksınız. Yaz günlerinde Almanların meşhur bira bahçesi deneyimini yaşamak içinse Prater en uygun mekan olabilir. Berlin, Alman yemekleri kadar döneriyle de ünlü. Şehirde nam salan bir çok farklı tarzda dönerci var. Daha önce denediğim ve çok memnun kaldığım Kreuzberg’deki dönercim kapanmış olsa da onu aratmayan döneriyle yeni keşfim Mitte’deki All in One gerçekten oldukça lezzetli.

Şahane şarküteri ürünleri ile akılları uçuran Almanlar, kahvaltının gerçekten hakkını veriyor. Hem çiçekçi hem de kafe olarak hizmet veren Anne Blume, Berlin’deki en iyi kahvaltı mekanlarından biri. Çok katlı ve bol çeşitli kahvaltı tabağı şehirde bir insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden biri. Pastaları da bir o kadar güzel mekanın. Bir başka kahvaltı mekanı olan kafe ise Rosenthaler Platz’ın yakınındaki Galão A Pastelaria. Sabahları fırından yeni çıkmış ürünlerle karnınızı doyurup, kahvenizi/çayınızı içerken geleni geçeni izleyebileceğiniz bir kafe burası. Üstelik Lizbon’un ünlü lezzeti Pastel de Nata da yapıyorlar.

Almanya demişken çikolatadan bahsetmemek olmaz. Gendarmenmarkt’da bulunan Fassbender&Rausch bir çikolata cenneti. Giriş katında bulunan mağazada özel çikolata çeşitleri, trüfler ve çikolata kaplı badem ezmelerinden alabilirsiniz veya üst katında bulunan kafede sıcak çikolata içip şahane pastaların tadına bakabilirsiniz. Önerim önce yukarıda hem gözünüzü hem karnınızı çikolataya doyurup öyle alışveriş yapmanız. Bununla birlikte Berlin’in özelliklerinden biri sabahları tüm pastanelerin “Pfannkuchen” yani Amerikalıların donut dedikleri çöreklerden yapmaları. Hatta Berlin bu çöreklerden dolayı o kadar ünlü ki Almanya’da Berlin dışındaki birçok bölgede bu çörekler “Berliner” olarak biliniyor ve çöreklerin ortaya çıkış yeri olarak şehir kabul ediliyor.

Lübben’e gittiğinizde tipik bir Alman lokantası arıyorsanız Bubak’a gidebilirsiniz. Lokantada kanallarda yakalanan balıkların tadına bakabilirsiniz. Postdam’da ise Sanssouci’nin hemen yakınındaki Mövenpick’in orman içindeki muhteşem bahçesinde tavşan veya şinitzel yiyebilirsiniz.

YATSAK UYUSAK

Berlin’de bulunan hostellerin çoğu ucuz ve çok kaliteli. Bunların arasından Circus gerçekten kalırken keyif alacağınız ve birçok hoş insanla tanışabileceğiniz bir seçenek. Yeri şehirde çok merkezi bir noktada. Prenzlauerberg’e yakın olması Alman biralarını denerken yaşayabileceğiniz çeşitli hoş sarhoşluklar nedeniyle yatağınıza ulaşmak adına güzel bir avantaj. Ayrıca yok ben elin ecnebisiyle uyuyamam derseniz Circus size hotel hizmeti de sunuyor. Bununla birlikte özellikle Rosenthaler Platz’daki şubesinin altındaki kafede harika ve çok uygun fiyatlı kahvaltılar sunuyorlar. Üstelik geç check-out opsiyonu da var odalar için. Tabii kahvaltı da bu saat sistemine göre ayarlanmış.

İzlesek Öğrensek

Das Leben der Anderen

Good Bye Lenin!

Berlin in Berlin

Der Untergang

Der Himmel über Berlin

Was tun, wenn’s brennt?

Berlin Calling

Berlin Top5 List

1- Prenzlauerberg

2- Kreuzberg

3- Bit Pazarları

4- Anne Blume

5- Lübben

Share

You May Also Like

4 comments on “Berlin

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *