, ,

Beyrut

NEDİR NE DEĞİLDİR

Bazı kadınlar vardır. Gençliklerinden kalma siyah beyaz fotoğraflarında çok güzellerdir. Ardından seneler boyu başlarından bir sürü kötü olay geçer. Boşanmıştır, kanser olmuştur, ekonomik durumu bozulmuştur vs. Ancak aynı kadını 30 yıl sonra her şeye rağmen muhteşem bir güzelliğe sahiptir. Beyrut, dünya üzerinde bu kadını temsil eden şehir. Yıllardır yaşadıklarına rağmen güzel, büyüleyici ve görkemli. Adeta cami yıkılmış ama mihrap yerinde deyişinin karşılığı.

Kuruluşu Fenikelilere dayanan Lübnan, çok kültürlülük konusunda muhtemelen dünyada rakipsiz bir ülke. Devlet tarafından tanınmış resmi 18 ayrı din ve mezheple birlikte ülkede onlarca ufak etnik ve dini grup hayatını sürdürüyor. Sosyal yapısı bu kadar parçalı olan bir ülkenin siyasal yapısı da adeta bir çorba. Confessionalism denilen demografik bir temsil sistemi uygulanan ülkede devlet başkanı Maruni, başbakan Sünni ve meclis başkanı Şii olmak zorunda. Ayrıca birçok bakanlık ve görev çeşitli din mezhep ve sosyal partiler arasında paylaşılıyor. Ancak bu karışık sistem elbette arada hatalar veriyor ve ülkede sık sık hükümet krizleri yaşanıyor.

Lübnan tarihinin en yıkıcı trajedisi ise 1975 ila 1990 arasında yaşanan iç savaş. Okumaya üşenenler için özet geçersek: İsrail’in Filistin’deki şerrinden kaçan Filistinliler özellikle 70’li yıllarda Lübnan’a göç etmeye başlıyorlar ve o zamana kadar Hristiyanların çoğunluk olduğu demografik yapı hızla değişiyor. Üstelik İsrail-Arap Savaşından sonra FKÖ merkezini Beyrut’a taşıyor. Bunun sonucunda ülkedeki Müslümanlar temsil haklarının arttırılmasını istiyorlar. Bu noktadan sonra yaşananlar ise adeta bir insanlık dramı: Beyrut bölünüyor, Hıristiyanlar ve Müslümanlar silahlanıyor, ülke hızla kanlı bir savaşın ortasına düşüyor ve onlarca masum insan hayatını kaybediyor. Tabi hikâye aslında bu kadar basit değil. İç savaşta taraf değiştiren ve sonradan oluşan onlarca farklı dini ve siyasi fraksiyon bulunuyor. Aslında kimin kime düşman olduğu bile belli değil. Olan Beyrut’a ve 150.000 Lübnanlıya oluyor. Avrupa dâhil Akdeniz’in en gözde sahil kenti iken 15 yılda tam bir harabeye dönüşüyor şehir.

Ateşkes yapıldıktan sonra ise bir anda Refik Hariri diye multi-milyarder bir adam çıkıyor ortaya. 1992’de başbakanlık koltuğuna oturduktan sonra Lübnan’ı yeniden ayağa kaldırmak için çalışıyor. Hatta yapılan imar çalışmalarından sonra Beyrut kimilerince Haririgrad olarak görülüyor. Gerek dünyanın en zengin adamlarından biri olması nedeniyle, gerek ailevi ilişkileri nedeniyle Lübnan’a çok büyük yabancı yatırımlar çekiyor. Ancak başbakanlığı bıraktıktan sonra 1 yıl sonra, 2005 yılında, tam da favori olduğu genel seçimlerden önce Beyrut’ta 1 Ton TNT ile havaya uçuruluyor.

Rafik Hariri suikasti Lübnan tarihinin çok önemli bir kırılma noktası oluyor. Suikastın hemen ardından halk tarafından düzenlenen protesto gösterileriyle iç savaştan beri ülkede bulunan Suriye işgali sona eriyor. Halk tüm siyasal-dini ve sosyal ayrışmayı unutup Lübnan bayrağı altında birleşiyor ve Hariri suikastı nedeniyle suçladıkları Suriye’ye karşı sivil bir zafer kazanıyorlar. Suriye ordusu Lübnan’ı terk ediyor. Bu harekete Lübnan bayrağında bulunan sedir ağacından yola çıkılarak Sedir Devrimi deniyor. Ancak Beyrut’un çilesi bitmiyor. 2006 yılında yazın Lübnan’ın güneyinde konuşlanan Hizbullah güçleriyle İsrail arasında şiddetli çatışmalar başlıyor. Hizbullah İsrail’in kuzeyine füze attıkça, İsrail savaş uçaklarıyla Beyrut’ta bulunan Hizbullah mahallelerini vuruyor. İsrail Lübnan’ın güneyini işgal ediyor. Yüzlerce sivilin öldüğü saldırılar 1 aydan fazla sürüyor ve özellikle Beyrut’un güney mahalleleri ağır bir bombardımanla dümdüz ediliyor. Bu esnada Beyrut İsrail ordusu tarafından denizden de abluka altına alınarak her türlü yardımın şehre girişi engelleniyor.

Hizbullah’ın ülkede bu kadar etkili olmasının hatta yeri geldiğinde hükümete bile kafa tutabilmesinin temel nedenlerinden biri ülkedeki Filistinli mülteciler sorunu. Lübnan’da bulunan 16 mülteci kampında yasal olarak 410.000 kayıtlı mülteci var. Gerçek rakam ise hiçbir zaman bilinemiyor. Bu kadar çok vatanından sürülmüş ve kaybedecek şeyi olmayan insan olduğu içinde Hizbullah özellikle Suriye’den gelen desteklerle ülkedeki kuvvetli yapısını sürdürüyor. Hatta Lübnan Ordusu yetersiz kaldığı için ülkenin güney sınırlarını kısmen Hizbullah koruyor.

Lübnanlılar oldukça rahat bir karaktere sahipler. Akdeniz insanının tüm özelliklerini ve Orta Doğu kültürünü bünyelerinde çok iyi harmanlamışlar. Yemeğe-içmeye oldukça meraklılar hatta sağlam âlemciler. Uzun uzun sofrada oturmayı seviyorlar. Bir dönem Fransız sömürgesi olmaları ve kendilerini Arap olarak görmediklerinden dolayı Arap yarımadasında bulunan genel kıroluk Lübnanlılarda pek mevcut değil. Öte yandan kadınlar diğer Orta Doğu toplumlarına göre tartışılmaz biçimde sosyal hayatta batı ülkelerine yakın standartlarda yaşıyorlar. Genel olarak Lübnanlı görüntüsü neşeli, konuksever ve yıllarca yaşadıklarından dolayı hayatı umursamaz bir yapıda.

Lübnan coğrafi koşulları nedeniyle tarıma müsait bir ülke değil. Bu nedenle ülkede üretim sadece tüketimin bir kısmını karşılıyor. Beyrut’un başlıca gelir kaynaklarını turizm ve bankacılık sektörü oluşturuyor. Diğer yandan Arap yarımadasındaki reklam dünyası da Lübnanlıların elinde. Bunun en büyük nedeni batı dünyasına ve yeniliklere en açık Orta Doğu halkı olmaları. Diğer yandan Finikelilerin mirasına da oldukça iyi sahip çıkan Lübnanlılar Afrika ve Körfez bölgesindeki ticareti ellerinde tutuyorlar. Özellikle Güney Afrika’da limanlarda büyük söz sahibiler. Ülkede büyük bir sanayi kültürü de bulunmuyor. Yıllarca süren savaşlar ve saldırılar buna pek imkân vermemiş. Ancak inşaat sektörü körfez sermayesinin ülkeye akışıyla özellikle Beyrut’ta coşmuş durumda.

Lübnan’ın en büyük sosyal sorunlarından biri ise büyük dış göç. Ülkedeki ekonomik istikrarsızlık, yaşanan çatışmalar ve iş imkânlarının kısıtlı olması yıllardır Lübnanlıları göçe yöneltmiş. Şu anda Brezilya’da Lübnan’dan daha fazla Lübnanlı yaşadığı iddia ediliyor. Diğer yandan yapılan araştırmalarda üniversite öğrencilerinin %60’ı okulu bitirip, kapağı dışarı atma niyetinde. İşin özeti Beyrutlular tüm dünyaya yayılmış bir halk olarak varlığını sürdürüyor.

Beyrut gece hayatı konusunda ise dünyanın sayılı merkezlerinden. Özellikle gece 1’den sonra başlayan inanılmaz bir tempo söz konusu şehirde. Özellikle Gemmayze’de bulunan Rue Gouraud ve yakınındaki Rue Monot gece hayatının önemli merkezlerin. Yine Hamra’da bulunan ufak barlarda ısınma turları için iyi alternatifler olabilir. Ancak Beyrut gece hayatının en havalı mekanı tartışmasız Music Hall denilen kulüp. Rezervasyonsuz girişi çok zor olan Musichall’a bütçeniz yeterliyse mutlaka göz atın. Her 15 dakikada bir çok farklı tarzda müzik grubunun sahne aldığı mekan, iç savaş sırasında dağlardaki mağaralarda yeraltı kulüpleri işleten kişiler tarafından kurulmuş.

Beyrut’ta toplu taşıma sistemi bulunmuyor. Sadece şans eseri denk geleceğiniz ufak minibüsler çalışıyorlar. Ancak Arapça bilginize güveniyorsanız bunları kullanabilirsiniz. Üstelik bu minibüsler akşam 7’den sonra çalışmıyorlar. Şehir çok büyük olmadığı için yürüyerek rahatça gezilebilir. Ancak gerekli durumlarda taksi kullanılacaksa fiyatların İstanbul standartlarında olduğunu ve pazarlık etmeden taksiye binmemek gerektiğini belirtmek lazım. Beyrut genel olarak güvenli bir şehir. Vardığınızda yakın geçmişinden dolayı hafif bir irkilme oluştursa da bünyede, şehir bir anda temposuna dâhil ediyor insanı. Şehir merkezinde turizm nedeniyle ordu ve polis sürekli güvenlik sağlıyor. Gecenin hangi vakti olursa olsun rahatlıkla şehir merkezinde dolaşılabilen bir şehir Beyrut. Ancak yanınızda pasaport taşımakta fayda var. Çünkü askerler veya polisler bazı sokak girişlerinde piyango olarak kimlik kontrolü yapabiliyor.

GEZSEK GÖRSEK

Beyrut savaş zamanı doğu-batı olarak ikiye ayrılmış olsa da şu anda şehirdeki tüm ayrımlar ortadan kalmış durumda. Şehrin en turistik bölgesi olan Downtown’dan şehri gezmeye başlayabilirsiniz. Bu bölge iç savaş döneminde yerle bir edilmiş olsa bile, Hariri sonrası binalar aslına sadık kalınarak tekrardan inşa edilmiş. Hükümet binaları, süper lüks iş ve alışveriş merkezleri ve otellerin bulunduğu bölge Orta Doğu’da olduğunuzu unutturacak kadar gösterişli. Şehrin merkezi sayılan Place d’Etoile özellikle akşam saatleri pek hareketli oluyor. Downtown’da tarihi eser olarak Al-Omari Camisi ziyaret edilebilir. Bu cami aslında 12. Yüzyılda Haçlı Seferleri’nde kilise olarak inşa edilmiş ancak daha sonra Memlükler tarafından camiye çevrilmiş. Hemen cami yakınlarında Place d’Etoile’dan biraz ilerlediğinizde görebileceğiniz St. George Katedrali de haçlılar dönemine dayanan bir yapı. Hemen yanında ise içerisinde Refik Hariri’nin de anıt mezarının bulunduğu Mohammed al-Amin Camisini gezebilirsiniz. Bu caminin en önemli özelliği uzaktan Sultanahmet Cami’sine benzetilmesiymiş ki görkem açısında yarıştırmak oldukça manasız. Ardından iç savaş boyunca en şiddetli çatışmaların yaşandığı Place des Martyrs’deki anıtı ziyaret edebilirsiniz. Anıtı gördüğünüzde üzerindeki iç savaştan kalma kurşun delikleri ve patlama izleri dikkatinizi çekecektir. Bu izlerin tamir edilmeme nedeni iç savaşın manasızlığını insanlara hatırlatmakmış. Yine şehir merkezinde görebileceğiniz delik teşik olmuş dev bina eski Holiday-Inn oteli olacaktır. Otel sivil savaş boyunca keskin nişancıların bir numaralı durağı olmuş ve bu nedenle bir çok defa roketlenmiş.

Downtown’u gezdikten sonra Place des Martyrs’in karşı tarafına geçip Gemmayze’yi turlamaya Saifi mahallesinden başlayabilirsiniz. Restore edilen Fransız kolonyal evlerinden bir sanat ve moda mahallesi yaratılan Saifi’de özellikle alışveriş yapmak isteyenler orijinal şeyler bulabilirler. Saifi sonrasında şu anda Beyrut’un gece hayatının merkezi olan Rue Gouraud’a doğru ilerleyebilirsiniz. Ardından şahane evlerin yer aldığı Achrafiye’nin ara sokaklarında dolaşarak Rue de Damas’a çıkabilirsiniz. Rue de Damas öncesindeyse şehrin en otantik oteli olan Albergo’nun çatı katında bir kahve içerek dinlenebilirsiniz. Otelin çatısındaki kahvede özellikle günbatımında Beyrut çatılarını izleyebilirsiniz. Rue de Damas ilk bakışta önemsiz bir ana cadde olarak görünse de aslında eski Yeşil Hattı oluşturuyor. Yeşil Hat iç savaş boyunca Hıristiyanlarla Müslümanların esirleri takas ettiği ve tüm pazarlıkların yaşandığı yer. Bu caddeden kısa bir yürüyüşle Beyrut Milli Müzesi’ne varabilirsiniz. Cadde boyunca Beyrut’ta neredeyse her sokakta karşılaşabileceğiniz kurşunlanmış veya roketlenmiş binaları daha sık göreceksiniz. Belki de Beyrut’ta görülmesi en elzem olan yer olan müze, kronolojik olarak sergilediği eserler ile Lübnan tarihini ve Lübnan’ın Akdeniz’deki önemini oldukça başarıyla aktarıyor. Müzede mutlaka görülmesi gereken şeylerden biri de her saat başı gösterilen müzenin iç savaş sonrası tekrar kurulma belgeseli. İç savaşın yıkıcılığını anlamanız için müzeyi gezdikten sonra mutlaka bu kısa belgeseli izleyin.

Hamra ise Beyrut’un günlük hayatını gözlemleyebileceğiniz Downtown’a kıyasla daha az turistik bir bölge. Hamra özellikle son dönemde Gemmayze ile ciddi bir rekabet içine girmiş. Bu rekabetin temel nedeni ise gerçek Beyrut’u hangi semtin daha çok yansıttığı. Semtte bulunan Beyrut Amerikan Üniversitesinin kampüsü şehrin temposundan kaçıp nefes almak için oldukça ideal. Hamra’yı keşfetmek için Rue Hamra ve Rue Bliss arasındaki sokaklarda dolanabilirsiniz. Hamra’nın sokaklarını arşınladıktan sonra şehrin en önemli turistik sembolü olan Güvercin Kayalıkları’nı ziyaret edebilirsiniz. Denizin ortasında bulunan iki büyük kayadan ibaret olan Güvercin Kayalıkları’nda vaktiniz varsa ufak teknelerle kısa bir tur yapma şansınız da var. Ardından da Beyrut’un özellikle güneş battıktan sonra en hareketli yerlerinden biri olan Corniche’i ziyaret edebilirsiniz. Corniche Beyrut’un kordon boyu. Üzerinde bulunan kafeler de Beyrutluları izlemek için iyi bir adres.

Siyasal tarihe biraz meraklıysanız Beyrut’un güney mahalleleri ilginizi çekecektir ancak yanınızda yerel biri, özellikle bir Müslüman olmadan bu mahallelere güvenli girişiniz pek mümkün değil. Bazı bölgelerin giriş çıkışları da asker ve polis tarafından kontrol ediliyor. Hizbullah’ın merkezinin yer aldığı bu mahalleler özellikle 2006’daki İsrail hava saldırılarından büyük oranda etkilenmişler. Sabra ve Shatila mülteci kampları da şehrin güney kısmında bulunuyorlar. Özel bir not olarak bu mahallelerin Hamra’daki sokakların daha bakımsız olduğunu söylemek mümkün. Özellikle kocaman fotoğraf makineleriyle ve gruplar halinde bu bölgeye giden turistlerin semt sakinlerini çok huzursuz ettiği gibi bir şikayet var. Bu nedenle bu bölgeleri ziyaret edecekseniz lütfen fotoğraf makinelerinizi çantanıza sokun ve günlük hayatın içine olabildiğince karışarak hareket edin. Zaten güney mahallelerin bazı bölümlerinde fotoğraf çekilmesi hoş karşılanmıyor. Gününüzü İngilizce bilmeyen Hizbullah militanlarıyla ve nezarethanede geçirmek istemiyorsanız gitmeyin. Son olarak mülteci kamplarında en taş yürekli insanın bile içinin kaldırmayacağı şartlarda yaşam mücadelesinin sürdüğünü eklemek gerek.

Beyrut’un biraz dışında yer alan Jeita Grotto ise dünyanın şu andaki en önemli birkaç doğal harikasından biri. Dağların altında 6 kilometre boyunca uzayan dev mağara 2 kattan oluşuyor. Alt katı özellikle kışın yükselen su seviyesi nedeniyle bazen ziyaretçilere kapanıyormuş. Su seviyesinin uygun olduğu zamanlarda ise ufak kayıklarla mağarayı gezebiliyorsunuz. Üst kat ise Jeita Grotto’nun asıl görkemli kısmı. Onlarca metrelik dikitler ve sarkıtlarıyla insanı büyüleyen 2. katı ise yürüyerek gezebiliyorsunuz. İç savaş süresince Hıristiyanların cephanelik olarak kullandığı mağara 1995’de Refik Hariri tarafından turizme kazandırılmış.

Yine Beyrut yakınlarındaki Harissa’da bulunan Notre Dame du Liban heykelini mutlaka ziyaret edin. Akdeniz’e tepeden bakan bir Maruni şapelininde bulunan heykelin en önemli özelliği sunduğu nefes kesici manzara. Heykelin bulunduğu şapelin bahçesinde ise Lübnan bayrağında yer alan sedir ağacı bulunuyor. Heykel’in balkonundan muhteşem Akdeniz manzarasını izledikten sonra mutlaka Jounieh’e inen teleferiğe binin. İç savaş sırasında Beyrut’tan kafa dağıtmaya gelen Hıristiyan militanların gece hayatına ev sahipliği yapan ufak sahil kentine giderken, teleferikle insanların evlerinin yanından geçmek oldukça eğlenceli. Teleferik yolculuğunuzu gün batımı saatine denk getirebilirseniz zaten muhteşem olan manzara daha da güzelleşecektir. Jounieh kentinde teleferik yolculuğu hariç ilgi çekecek bir şeyin olmadığını da belirtmek gerek.

YESEK İÇSEK

Humus, babagannuş, kısır ve tabule gibi bilindik mezelerle birlikte birçok meze çeşidi, dünyaca ünlü Lübnan mutfağının temelini oluşturuyor. Diğer yandan kebap kültürü de oldukça gelişmiş durumda. Ancak Lübnan mutfağı denince akla gelen ilk ürünlerden biri Falafel. Lübnan’a gelip, Falafel yemeden dönmemek gerekiyor. Diğer yandan içli köftenin amcaoğlu sayılan Kibbeh de oldukça lezzetli. Humus yiyecekseniz, etli olarak sipariş etmeniz yararınıza olacaktır. Humus’u üzerine pamuk gibi etler ve birlikte kavrulmuş bademle servis ediyor kimi yerler. Falafel yemek için özellikle Rue Bliss üzerindeki büfeler tercih edilebilir. Diğer yandan Beyrut’a gelip mutlaka uğranması gereken bir yemek durağı ise efsanevi ve karizmatik şef garsonuyla Le Chef. Gemmayze’de Rue Gouraud üzerinde bulunan bu esnaf lokantası her gün değişen menüsünde bulunan geleneksel Arap yemekleriyle ünlü. Fiyatları oldukça makul olan Le Chef’de eğer denk getirebilirseniz ünlü bir Bedevi yemeği olan Moolookhiye’yi tadabilirsiniz. Normalde lokantalarda bulunması oldukça zor olan bu yemeğin afrodizyak gücü olduğuna inanıldığı için Orta Doğu’da “Kralların Yemeği” olarak biliniyor. Le Chef’te eğer midenizde boş yer kalırsa lokantanın krem karamelini de es geçmeyin.

Bir diğer muhteşem yemek noktası ise Abdel Wahab. Şehirdeki en iyi lokantalardan biri olan mekanda mutlaka patlıcanlı mezeleri ve etleri deneyin. Sokak lezzetleri içinse Amerikan Üniversitesi’nin Hamra tarafındaki kapısının karşısında yer alan büfeler şahane yerel lezzetler sunuyorlar.

Lübnan’ın en meşhur bira markası Almaza. İçimi oldukça kolay ve lezzetli olan birayla birlikte rakının biraz daha serti olan Arak da çok tüketiliyor. Lübnan şarapları ise meraklılar tarafından bilinse de dünyada çok ünlü değiller. Bekaa Vadisi’nde bulunan Kefrayar ve Ksara bölgelerinde yapılan şarap üretimi, ülkenin sosyal ve siyasal durumuna göre değişse de son dönemde önemli bir ivme kazanmış.

YATSAK UYUSAK

Beyrut’a dair en önemli sorunlardan biri ucuz konaklama imkânı. Şehirde hostel sayısı oldukça az ve bulunan otel fiyatları oldukça yüksek. Özellikle tatil ve hafta sonları için önceden rezervasyon şart. Rue Hamra’yı kesen Makdessi Sokağında bulunan Hotel Moonlight konfor konusunda beklentileri yüksek olmayıp bütçesi kısıtlı olanlara oldukça yararlı olacak bir seçenek. Otel müdürü sizi Beyrut çevresindeki yerlerde gezdirmek konusunda da gayet uygun fiyatlara yardımcı olabiliyor. Gemmayzeh’de bulunan Talal’s New Hotel ve Pension al-Nazih de uygun fiyatlı konaklama seçeneklerini oluşturuyor.

İzlesek Öğrensek

Vals Im Bashir

West Beyrouth

Sukkar banat

Syriana

Beyrut Top5 List

1- Hamra

2- Gemmayze

3- Beyrut Milli Müzesi

4- Jetta Grotto

5- Teleferik ve Manzara

Share

You May Also Like

One comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *