Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Aşırı sıcak 2007 yazında, Roma’da tüm gün yürüdükten sonra, tavana aval aval bakıp, “akşam ne yesem acaba?” diye düşünürken bir anda hostelin loş odasının kapısı açıldı. İçeri halkımızın yumurta gibi çocuk diye tabir ettiği cinsten parlak, sarı uzun saçlı, mavi gözlü, siyah dar pantolonlu ve kulağında kulaklıklarıyla pek havalı bir arkadaş girdi. Neyse ben hala öncelikli derdim olan karın doyurma mevzusunu düşünmeye devam ederken, Roman Forum’da bünyeye topladığım tozu toprağı dökmek için duşa gittim. Döndüğümde bizim yumurta ranzaya uzanmış müzik dinliyordu. Yazısız hostel kuralları #37’ye(aynı odada kaldığın insanlarla hemen tanış, kaynaş, hatta şehirde her türlü rezilliği yap) dayanaraktan kulaklıklarını çıkardı ve muhabbete başladık.

Hostelde tanışılan insanlara sorulan ilk soru genelde “memleket nere hemşerim?”dir. Biz de kurallara kaidelere saygılı bir adam olarak bu soruyla girizgahı yaptık. Norveçli olduğunu öğrendiğimiz arkadaşımız, bir kaç geyik soruyu da hoş bir muhabbetle cevaplandırdıktan sonra benim aklıma bu Viking’in hangi meslekle iştigal ettiğini sormak geldi. Yönelttiğim soruya mağrur bir ifadeyle “şiir yazıyorum” cevabını verdi. Üstelik anlattığına göre hiç kitabı basılmamıştı. Tabi malumunuz ben bu cevaptan hiç tatmin olmadım. Çünkü şair dediğin adam, bizim ülke standartlarında cebine üç kuruş girse bayram eder. Değil Norveç’ten İtalya’ya gelmek, veresiye defterindeki hatıralarından dolayı mahalle bakkalına bile gidemez. Bu düşünceler kafamda saniyenin bilmem kaçta kaçında dönerken hemen asıl soruyu sordum:”Peki sevgili yumurta sen yaşamak için ne iş yapıyorsun?” Sormaz olaydım. Sevgili dostumuz meğerse geçimini Oslo’nun dışındaki sessiz ve sakin bir kasabada bulunan kilisede çan çalarak kazanıyormuş. Ben bunu idrak edene kadar geçen birkaç saniye içerisinde aklımdan vakit namaz, günde kaç kere çalınır çan, herhalde gecesi gündüzü yok bu işin gibi düşünceler geçmeye başladı.

Norveç benim bildiğim bolca inançlı Hristiyan’ın yaşadığı bir yer değil. Hatta gençler CV’lerindeki hobilerim bölümüne kilise yakmak falan yazıyorlar. Neyse bu bilinçaltı kirliliğinden kendimi kurtardıktan sonra sevgili zangoç dostumuza mesai saatlerini sordum. Arsız dostumuz “cemaat fazla olmadığı için sadece pazar sabahları” cevabını verdi. Herhalde, benim bakışlarımdan kısa süre içerisinde kendisine dalacağımı farketti ve kendini acındırmak için “Düğün falan olursa cumartesi de çalıyorum” diyerek ekledi.

Şaka bir yana hostel odasında orta çağ müzikleri dinleyen, şiirlerini huzurla yazdığı bir kilisede yaşamını sürdüren ve yaz sıcağında daracık pantolonu ve kösele ayakkabılarıyla 60’lı yılların modasını Roma sokaklarına taşıyan hipster Norveçliyle böyle tanıştım. Ne adını hatırlıyorum ne de bir fotoğrafı var. Ancak dünyada insanların neler yaparak hayatta kaldıklarını ve yaşamak için ne kadar farklı yollar seçtiklerini bana gösterdiği için teşekkür ediyorum kendisine. Sanırım meselenin özü gerçekleştirilmek istenen hayallerin peşinden giderken insanların, hayatlarını ne kadar renkli ve sıra dışı hale getirdiklerinin farkına varmak. Tıpkı şair olmak için zangoçluk yapan Norveçli gibi…

Share

You May Also Like

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *