,

Cape Town’da Kafes Dalışı

Eğer 20 senedir müptezel gibi her büyük beyaz köpekbalığı gördüğünüzde televizyon ekranına kitleniyor, internetten önünüze gelen her belgeseli indiriyor, gittiğiniz her şehrin kitapçılarında köpekbalığı kitapları arıyorsanız bir şekilde yolunuzu Cape Town’a düşürmelisiniz.

Dev şehir akvaryumlarında beslenilemeyen büyük beyaz köpekbalıklarını doğal ortamlarında görebilmeniz için iki yol bulunuyor. Biri kafes dalışı diğeri ise kafessiz açık deniz dalışı. İkinci yol için hem fazlasıyla güvenlik önlemi (karada bekleyen acil durum helikopteri, 2. teknede doktor bulunması vs.) hem de dalış eğitimi gerektiği için çok pahalı ve bazı yerlerde bilimsel izinler haricinde yasak. İlk yol olan kafes dalışınınsa dünyadaki en önemli merkezlerinden bir tanesi Cape Town yakınlarındaki Gansbaai.

Cape Town’a varır varmaz çocukluk hayalimi gerçekleştirmek için dalış yapacağım şirketi bulmak amacıyla araştırmaya başlıyorum. Dikkat ettiğim ilk şey şirketin ekolojik duruşu. Zaten iyi firmalar mutlaka bununla ilgili sizi bilgilendiriyorlar. Hostelimin de yardımıyla bir firma bulup turlarına kayıt yaptırıyorum. Tur günübirlik. Sabah erkenden araçla gelip kaldığınız yerden alıyorlar. Gansbaai Cape Town’dan yaklaşık 2 saat mesafede.

Daha yolda giderken heyecanlanmaya başlıyorum. Yıllardır televizyondan hayranlıkla izlediğim canlılara dokunacak mesafede olmak fikri ayaklarımla kontrolsüzce ritim tutmama neden oluyor. Güney sahili boyunca ilerlerken kafamda kafes dalışını canlandırıyorum.

Sonunda Gansbaai’ye varıyoruz. Burada şirket kahvaltıyla beraber büyük beyazlarla ilgili kısa bir briefing veriyor. Anlattıkları şeyleri o kadar iyi biliyorum ki belli bir süre sonra cümlelerini tamamlamaya başlıyorum. Büyük beyazların sıcakkanlı oluşları, lorenzini alıcıları, durmaksızın yüzdükleri, avlanma yöntemleri, geçirdikleri evrimle mükemmel hale geldikleri ve hatta diş yenilenme periyodlarına kadar senelerdir hafızamda tuttuğum tüm bilgileri tazeliyorum.  

Ufak binadan dışarı çıkıyoruz ve denize doğru ilerliyoruz. Burada tur lideri tekneyle ilgili kısa bir bilgilendirme yapıyor ve bizi tekneye alıyor. Turda 27-28 kişiyiz. Atlantik’in kocaman dalgaları arasında zıplaya zıplaya 20 dakika yol aldıktan sonra adeta doğal bir büyük beyaz belgeseli platosu olan dünyaca ünlü Dyer Adası’na yakın bir koya geliyoruz. Tur lideri son olarak kafes içerisinde yapılması gerekenleri anlatıyor. El kol çıkartmak kesinlikle ve büyük beyazlar kafese yaklaştığında dış demirlerden tutunmak kesinlikle yasak. Benim de içinde olduğum ilk gönüllü 5 kişilik ekip hemen wetsuitleri giyip dondurucu Atlantik sularına bırakılan kafese atlıyoruz. Açıkçası kafese girerken aklımda aşağıdaki video gibi olay yaşasam neler olur diye geçiyor.

Bizim kafese girmemizle beraber kapak kapatılıyor ve yem atılmaya başlanıyor. Büyük beyazları çekmek için sadece büyük tuna kafaları kullanılıyor. Bu yasal bir zorunluluk. Eskiden kullanılan balık kanı ve tuna etleri büyük beyazları agresifleştirdiği ve kolay beslenmeye alıştırdığı için yasaklanmış. Bu nedenle besin değeri taşımayan ancak sadece büyük beyazları çekecek kokuyu salgılayan bu kafalar kullanılıyor. Zaten kafalara da pek gerek kalmadan çevremizde ufak bir kaç büyük beyaz yüzmeye başlıyor. Ancak bunlar belgesellerde gördüğümüz o 4-4,5m uzunluğundakilerden değil; 2-3m’lik versiyonları.

Yemi attıktan kısa bir süre sonra daha iri büyük beyazlar da teknenin etrafında dolaşmaya başlıyorlar. Bazılarının üst yüzgeçlerinde gps alıcıları var. Kendimi Oscar Ödül Töreni’nde ünlüleri izleyen biri gibi hissediyorum. Karşımda muhtemelen izlediğim belgesellerin bazılarında gördüğüm harika canlılar yüzüyor.

Kafesin üst kısmında hava almamız için bırakılan boşlukta beklerken çevremizde yüzden büyük beyaz sayısının arttığını görüyorum. Bir tanesi yeme hamledip kafese yaklaşıyor. Tur liderinin uyarısıyla hemen derin nefes alıp suyun içine dalıyoruz. Ancak su oldukça bulanık olduğu için çok yakınımızdan geçene kadar kendisini pek net göremiyoruz. Eğer kafes dalışı yapacaksanız su soğukluğuna rağmen Güney Yarımkürenin kışına denk gelen mevsimde gitmeniz çok daha iyi bir görünürlük sağlayacaktır. Yavaştan bizim 5li’nin çıkış anı geliyor. Tam o esnada liderden dalın komutu geliyor ve çok yakınımızdan 4m’lik bir büyük beyaz geçiyor. Dayanamayıp kuyruğuna dokunmak için elimi kafesten çıkartıyorum ama başaramıyorum.

15-20 dakika sonra kafesten tekneye çıkıyorum ve dalacak olan diğer insanları izlemeye başlıyorum. Bu esnada tekne tuttuğu için içeride oturan eşine “geh bah cavs geldi geh geh” diye hönküren turdaki tek vatandaşımızı denize atmayı düşünsem de Güney Afrika hapishanelerinin şartlarını hatırlayıp önüme dönüyorum.  Bir sıkıntı olmadan benden sonraki kafestekiler de dalışlarını tamamlıyorlar. 3. Kafes sudayken oldukça büyük bir büyük beyaz hızını alamayıp yemi kovalarken kafese bodoslama giriyor. Hepimizden tıklım tıklım bir stadın içerisinde bariz bir gol kaçmışçasına yüksek oktavdan “ovvv” nidası yükseliyor. Tekne oldukça sıkı sallansa da kimseye bir şey olmuyor. İçimden keşke kafeste olsaydım diye geçiriyorum. Açıkçası hem sudaki bulanıklık hem de kafes içinde bir aksiyon görememek canımı biraz sıkıyor. Dünyanın bir ucuna gelip çocukluk hayalimi daha okkalı bir anıyla bitirmek istiyorum. Bu nedenle suya atlamıyorum tabi.

Dördüncü grup sudan çıktıktan sonra kalanlar suya girmeyeceklerini belirtince son kafes için gönüllüler aranıyor. Bu teklife ilk atlayan kişinin kim olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Hemen gözlüğü kapıp kafesin içine dalıyorum. Son yemler atılmaya başlanıyor. Sayılarıyla beraber boyutları da artan büyük beyazlar etrafımızda raks etmeye başlıyorlar. Yemi kapan önümüzden geçip gidiyor. Artık tur liderinin son yemi atıyoruz demesiyle içimi bir hüzün kaplıyor. Kulağımız tur liderinin vereceği dalın komutunda, 3 metre önümüze düşen yemi kafese doğru çekerlerken birden suyun içinden çıkan kocaman açılmış, testere gibi keskin dişlerin sıralandığı bir ağız görüyorum. Tam karşımda yemi yakalayıp o muazzam ağzı kapatıp avını tamamlıyor. Ardından gövdenin de bir kısmı sudan çıkıyor. Yemi adeta bize gösteri yaparcasına uçarak kapan 4 metrelik büyük beyaz hemen önümüzde tekrar suya giriyor, biz de hemen sualtında kendini görmek için dalıyoruz.

A video posted by Kerimcan Akduman (@kcakduman) on

Kafesten çıkıyorum. Suratıma dakikalar boyu çıkmayan bir ifade yerleşiyor. Ömrümün büyük bir kısmında bu anı görmek için beklemişim gibi bir his var içimde. Mutluluktan ağlayacak gibi oluyorum, sanırım kafamdan süzülen Atlantik sularına bir kaç damla karışıyor. Çocukluk hayalimi gerçekleştirirken umutsuzluğa kapıldığım anda her şey istediğim gibi oluyor. Yine 20 dakikalık bol zıplamalı bir yolculuktan sonra karaya varıyoruz. Önüme konan yemeklerin ne olduğunu bile fark etmeden, kafamda tekrar tekrar halde o anı yaşayarak sürekli sırıtan ağzıma bir şeyler tıkıyorum.

Tur rehberimiz 7 farklı büyük beyaz gördüğümüzü anlatıyor. Daldığımız bölgede sadece 3-4 gün kalıyorlarmış. Oradan Avusturalya’ya doğru göçe devam ediyorlarmış. Bu nedenle dalışta denk geldikleri köpekbalıkları sürekli değişiyormuş.

Yemek yedikten sonra Cape Town’a dönüşe geçiyoruz. Ancak yol üzerinde Hermanus’da mola veriyoruz. Hermanus dünyada balinaların kıyıya en yakın oldukları bölgelerden bir tanesi. Buranın sakin koylarında üreyip, sonrasında da yavrularının büyümesini bekliyorlarmış. Kıyıya geldiğimizde denizde sadece sahile yakın büyük kaya parçaları görüyoruz. Yaklaştıkça kaya gibi görünen şeylerin çok yavaş hareket eden, yolcu otobüslerinden büyük balinalar olduğunu anlıyoruz. Bir süre sonra biraz ötemizde dev bir balina denizden fırlayıp çevresine sular sıçratarak Atlantik’in serin dularına dalıyor. Ağzımız açık balinaları izlerken zaman hızla geçiyor ve Afrika’nın güney ucunda güneş denize doğru inmeye başlıyor. Biz de minibüse binip sırıtan ağızlarımız ve aklımızda koca balıklarla Cape Town’un yolunu tutuyoruz. 

Share

You May Also Like

9 comments on “Cape Town’da Kafes Dalışı

  1. Loplopculer
    10/2015 at 19:27

    Hangi tur firması ile gittin? Tekrar gitsen yine aynı firmayı mı tercih edersin yok başka bir tanesini mi?

  2. Strömslund
    10/2015 at 22:22

    Sadece benim hayalim olduğunu zannederdim zira insanlara köpekbalıklarına duyduğum saygıyı ve bir gün kafesle dalmayı çok istediğimi anlatınca garipseniyordum. Sanırım ne kadar özendiğimi tahmin edebilirsin. Suyun bulanık olması ve su altında gözlemleyememek tahmin etmediğim biraz üzücü bir ayrıntı oldu ama yine de gittiğine epeyce değmiş gibi duruyor.

    • I can travel
      10/2015 at 22:44

      ehehe umarım bir an önce sen de yaşarsın o hissi. muazzam bir dünya o kafesin için ve ilk karşılaşma anı 🙂 o gece sırıtarak uyudum.

  3. Bykmn
    11/2015 at 08:35

    Harika bir deneyim…

  4. Çağlar Canbay
    11/2015 at 05:11

    Büyük beyazlara o kadar yakın mesafede bulunabilmek, buna cesaret etmek herkesin harcı değil. Tebrik ediyorum, ayrıca keyifli yazı olmuş.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *