, ,

Dünya Turunda Çantayı Kaybetmek – 27. Gün

Yol hayata benzer klişesini tekrarlamak istemiyorum. Ama ikisinde de ivmenizi kaybederseniz bir anda her şey terse döner. İşte bugün öyle bir gündü. Vizesinin pahalılığı, benim gibi düşük bütçeli sırt çantalılar için çok kolay bir destinasyon olmaması ve ulaşım sıkıntıları nedeniyle yola çıktığımdan beri Mozambik kafamda bir soru işareti olmuştu. Ancak son gün kararıyla ziyarete niyetlendim. Belki de kendimle iddialaşıp, şartlarımı zorladım.

Planım Durban’dan Johannesburg’a, oradan da başkent Maputo’ya otobüsle geçmekti. Toplamda beklemeleriyle 24 saatlik bir yolculuk olacaktı. Her yerde uyuyabilen ve kendini eğleyebilen biri olduğum için pek dert olmayacaktı. Otobüs biletimi aldıktan sonra Maputo’da gözüme kestirdiğim iki hostele de rezervasyon için e-posta yollayıp geri dönüşlerini beklemeye başladım. Kapıda vize vermek için Mozambik gümrüğü konaklama bilgilerini istediği için işimi garantiye almak istedim.

Aslında planım istediğim gibi gitti. Sabahtan akşama yol giderek Johannesburg’a vardım. Mozambik ertesi kalmaya niyetlendiğim hostele gittim. Her şey şahane. Rezervasyonumu yaptırdım. Sonra da alt kattaki barda yazmam gereken yazıları yazdım. Aynı sokaktaki bir lokantada güzel bir yemek yiyip, otogara doğru taksiyle yollandım.

Otogarda çanta verme, bilet kontrolü gibi işlemlerden sonra otobüse bindim. Güney Afrika’da otobüsle yolculuk ediyorsanız sabit bir koltuk numaranız olmuyor. Boş bulduğunuz yere oturuyorsunuz. Çift katlı otobüsün tıklım tıklım üst katında kalan iki boş koltuktan birine çöktüm. Otobüsün içi herhalde otuz derece var. Buna rağmen bazıları üzerlerine ceket, battaniye falan örtüyor. On buçuğu biraz geçe otobüs kalktı. Havalandırması yetersiz otobüs, onlarca insanın nefesi ve vücut sıcaklığı ile birleşince tekerlekli bir saunada yolculuk ediyoruz hissi uyandırıyordu.

Arada uyanıp e-postalarımı kontrol ettim. İki gün olmasına rağmen hostellerden gelen giden bir şey yoktu. Bu durum biraz gerilmeme neden oldu. Ancak yol yorgunluğu havasızlıkla birleşince kolayca uykum geldi ve bayıldım. Sabah otobüs durur durmaz gözlerimi açtım. Sınıra gelmişiz. Uykulu onlarca insan zombi temposunda tek sıra olarak Güney Afrika gümrüğüne giriyoruz. Çıkış damgası kolay iş. Sıra Mozambik gümrüğüne geldi. İşte ivme burada değişmeye başladı.

Kontrol ediyorum; Güney Afrika telefon hattım hala çekiyor. E-postalara bakıyorum, gelen giden bir şey yok. İçimden ince bir sövüyorum. Yol sorun değil, çözüm üretme yeri. Hemen aynı otobüste olduğumuz ve elinde Mozambik pasaportu gördüğüm bir beyaza gidip durumu anlatıyorum. Hemen ev adresini, telefonunu ve adını yazıyor. Kafam rahat vize için görevliye gidiyorum. Elime bir form tutuşturuyor. Hızlıca doldurmaya başlıyorum. Bitirince görevliye pasaportumla beraber geri veriyorum. Bekle diyor.

On beş, yirmi derken gümrükte sıra bitiyor, bizim otobüsten kimse kalmıyor. Bense hala aynı durumda bekliyorum. Gümrük memurunu uyarıyorum oralı olmuyor. On dakika sonra zahmet edip yanıma geliyor ve vardiya değişeceğini ve yeni vardiyayı beklemem gerektiğini söylüyor. Beynimden vurulmuşa dönüyorum. Otobüsümdeki herkesin işini bitirdiğini, otobüsün beni beklediğini söylüyorum. Yine oralı olmuyor. Bir yarım saat de yeni vardiyanın göreve başlamasını bekliyorum. Bu esnada otobüsün muavini sürekli yanıma gelip ne oldu ne oldu diye soruyor. Kendisine durumu anlatıp, Portekizce bilmediğimi ve kendinin konuşmasını rica ediyorum. Portekizce bir iki soru soruyor ve sonra bana dönüp “otobüsün gitmesi lazım, merkezden arayıp ısrar ediyorlar.” diyor.

Gözüm dönüyor. Aslında onlarca insanı beklettiğim için haklı olmalarına rağmen durumun saçmalığından dolayı “o merkez beni arasın derdini anlatsın” gibi laflar ediyorum. Muavin ortadan kayboluyor. Ben hala bekliyorum. Gençten bir çocuk bankoya geçiyor. Durumu soruyorum “Bekle” diyor. Bu cevap üzerine banko üzerinden kendisine uçup kafa atmamak için dişlerimi sıkıyorum.

Formu incelemeye başlıyor. Nerede kalacaksın sorusu geliyor. Arkadaşımda deyip yazdığım ismi ve adresi gösteriyorum. Davet mektubu gerekiyor diyor. Yeni tanıştık ve mektup için zamanımız yoktu diyorum. “Çok lazımsa otele rezervasyon yaptırayım hemen” diyorum. Bir yandan da aklımdan “boşver bas geri dön” diye geçiyor ama inadım galip çıkıyor. “Olmaz, otelden onay lazım.” diyor memur. Hemen ardından da ekliyor “ne kadar ödeyebilirsin?”. Sonunda ağzından baklayı çıkartınca ikimiz de rahatlıyoruz. O kadar bıkmışım ki 75 dolarlık vize için 25 dolar rüşvet vermeyi kabul ediyorum. Önce rakamı az buluyor. Ancak benim inadım ve surat ifademden artık daha fala koparamayacağını anlayınca kabul ediyor. Utanmadan 2009 öncesi basılan dolarları kabul etmediklerini söyleyip, gıcır 100 doları açıktan alıyor.

Pasaportumu alıp ofise geçiyor. Yine bir yarım saat bekleyiş. Artık otobüsten ümidimi kesiyorum. Onlarca insan beni bu kadar beklemiş olamaz. İşin kötüsü çantam Maputo yolunda ama ben hala sınırdayım. “İnceldiği yerden kopsun” deyip beklemeye devam ediyorum. Biraz sonra rüşvetçi başı görünüyor. Elinde pasaport, vize yapıştırılmış, damgalanmış. Bir de pasaportun arasında bir kağıt var. “Bu ne?” diye soruyorum. “Fişin” diyor. Aklıma nereden geldiyse, suratına tüm sinir bozukluğumla “Rüşvetin belgesi mi olur pezevenk” deyip, pasaportu alıp çıkıyorum. Dışarıda 90lardan aklımda kalan bu lafa gülmeye devam ediyorum. Bir süre sonra bu gülme derin bir düşünceye bırakıyor kendini. Ufak çanta sırtımda ama büyük çanta otobüsle gittiği aklıma dank ediyor.

Hemen Güney Afrika hattımı kontrol ediyorum. Hala çekiyor. Otobüs şirketini arayıp durumu anlatıyorum. “Sıkıntı yok, Maputo’daki ofiste olacak çantanız” diyorlar. Güzel diyor da ben 120km ötedeki Maputo’ya nasıl gideceğim? Sınır kapısından çıkıyorum. Tam çıkışta askerler pasaportu kontrol ediyor. Selam verip borçlu çıkacağının farkında değil. O pasaporta bakarken durumu anlatıp bana araç bulmasını rica ediyorum. O esnada gümrükten çıkış yapmakta olan bir minibüsü durduruyor. Durumu anlatıyor. Şöfor Maputo’ya gitmediğini ama yakına bırakacağını oradan da başka bir minibüsle şehre gidebileceğimi söylüyor. Makul bir paraya anlaşıyoruz.

Çirkin remixler ve sabahın sekizinde sürekli bira içen bir minibüs dolusu sarhoş adamla yola çıkıyoruz. 2 saate yakın sürmesini beklediğim yolun ortasında minibüs büyük bir marketin otoparkına gidiyor. “Ne oldu” diye soruyorum. Şoför minibüsün bozulduğunu, arkadaki romörkün çıkartılması gerektiğini ve tüm eşyaların içeri taşınacağını söylüyor. Bu esnada minibüsü tamir etmeye gelen adam konuya dahil oluyor. Ben götürürüm seni şehre diyor. Halay çekmemek için kendimi zor tutuyorum. Ancak önce 1-2 işim var diyor. Kamyonetle bir kaç yere bazı eşyaları taşıyıp dağıttıktan sonra Maputo yoluna koyuluyoruz. yol boyu eğer çantayı bulamazsam nasıl Türkiye’ye geri döneceğimi ve nasıl tekrar o kadar malzemeyi toparlayacağımı düşünüyorum. Bulunduğum yerde çantayı yeniden toparlamam imkansız.

Şehre varınca hemen otobüs firmasının ofisine gidiyoruz. Ofisin önüne geldiğimizde ben içime doğmuş gibi adama beklemesini söylüyorum. Ofise dalıp çanta falan diye durumu anlatıyorum. “Burada çanta falan yok” diyorlar. Kafamdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Gözüm kararıyor, eli ayağım titriyor. Bir kaç saniyelik sessizlik sonrası belki bizim ana ofistedir diyor çocuk. Hemen gel tarif et diye çocuğu kolundan tutup çıkarı çıkartıyorum. Şoföre tarif ediyor. Biraz aradıktan sonra ofisi buluyoruz. Adama teşekkür ediyor yolluyorum. Ofise girer girmez bankonun arkasındaki çantamı görüyorum. Görevli kadından çantamı alırken, kendisine sarılmamak için kendimi zor tutuyorum. Bu arada saate bakıyorum 11’i bulmuşuz. Beş saat boyunca vize alımı, rüşvet, vardiya değişikliği, kaçırılan otobüs derken bitmiş durumdayım. Otobüs şirketinin ofisinde bir saate yakın oturup, dinleniyorum. Sonra da aşağıdaki mutluğun resmini çekiyorum.

Share

You May Also Like

8 comments on “Dünya Turunda Çantayı Kaybetmek – 27. Gün

  1. dns domain name server
    12/2015 at 15:16

    Sırt çantalı vize fotosu hoş olmuş 🙂

  2. dns domain name server
    12/2015 at 15:40

    O vize sahte zaten, Moçambik yazıyor 🙂

  3. dns domain name server
    12/2015 at 16:17

    Aklında olsun, Kosta Rika-Panama sınırından geçersen benzer şeylere hazırlıklı ol.
    ABD vatandaşı bir arkadaş çantasını hiç bulamadı. Yat kalk, eşşeği kaybedip bulduğuna dua et.
    Bi de sınır kapılarında atar yapmasan iyi olur, seni National Geographic’te “Kabusa Dönen Yolculuklar” belgeselinde izlemeyelim.

  4. Enes
    03/2016 at 16:46

    Okurken kalbim sıkıştı.
    Kaldıki ben aşırı stress yaparım, birini beklettimmi yada sıranın sonuna kaldımmı. Harika yazıların var muhteşem fotoğrafların var. Nazar değmesin diye kıskanmıyorum. 😀

    Sevgilerle
    Enes

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *