,

Helikopter – 6. Gün

Bir şehre inilirken uçakta cama dayanan burunlar veya bir yerde otururken süzülen kuşlara imrenerek bakmak. Hepsi bulunduğumuz yeri tepeden görebilme merakından kaynaklanıyor. Nedendir bilinmez ama insanlık tarihi kadar eski bir hırs kuşlar gibi uçabilmek. Belki de tanrı gibi hissedebilmek için istiyor bunu insan. Kimi zamansa uçmak bir kaçış İkarusla babasınınki gibi. Cape Town’daki ilk günümde detaylı anlattığım gibi ücretsiz bir helikopter uçuşu ayarlamıştım. Sağolsun NAC’da çalışan Frankie ve Lindie 360’ın 6. gününde beni uçurabileceklerini söylediler.

Haberi aldıktan sonra helikopter pistlerinin olduğu Waterfront’a halay çekerek gittim. Her seferinde de belirttiğim gibi aşırı sevdiğim bu şehri bir de tepeden görecektim. Helikopter pistine vardığımda kısa bir hoşbeş ardından kısa bir güvenlik briefingi aldık. Benimle beraber 2 Alman turist de aynı helikopterle tur atacaktı.

Ardından piste doğru ilerledik. Ben tek olduğum için şansa öne oturdum. Pilotumuz hazırlık falan derken bir anda havalandı. Helikopterin havalanma anı belki de en heyecanlı an. Uçakla alakası olmayan, balonla kıyaslanamaz bir yükselme ve hafifleme hissinden bahsediyoruz. İnsan ister istemez yerçekimine karşı koyan bu hissiyatla beraber bolca endorfin üretiyor.

Uçuş öncesi pilotla konuştuğumuz gibi hava biraz rüzgarlı. Bu nedenle rüzgar durumuna göre bazen yükselip bazen alçalıyoruz. Kalkar kalmaz ilk gördüğüm sürekli posta kartlarında görüğüm muazzam Cape Town şehir manzarası. Denizden gelip şehrin üzerinde biraz dolaştıktan sonra sahil şeridine ilerliyoruz. Lion’s Head, Sea Point, Clifton ve Camps Bay sahili. Arkalarındaysa duvar gibi yükselen Masa Dağı Milli Parkı. İnsana arada nefes almayı unutturan bir durum söz konusu.

Dünyada en iyi manzaralardan birine sahip yollardan biri olarak görülen Chapman’s Peak Drive’a yaklaşırken artık dönüş vakti geliyor. Şehre doğru ilerliyoruz. Güneş hafiften inişe geçmiş. Deniz üzerinde bir tur daha attıktan sonra kuş gibi piste konuyoruz. İnerken heyecandan kulaklığı unutup, bir süre onunla bir süre yürüyorum. Neyse sıkıntısız NAC’in ofisine giriyorum. Güvenli inişi kutlama geleneği deyip hop elime bir kadeh şampanya tutuşturuyorlar. Bir yandan çektiğim fotoğraflara bakarken bir yandan biraz önce yaşadığım şeyin gerçekliğini kabullenmeye çalışıyorum. Cape Town’a geldiğimden beri hayallerimin ötesinde şeyler yaşıyorum. Açıkçası 360’ın geri kalanına dair beklentilerimi aşırı yükseltiyor.

Unutmadan yaptığım turdan bahsedeyim biraz. Hopper Tour olarak geçiyor adı. 940 Rand yani yaklaşık 185 liraya tekabül ediyor. Hava şartlarına göre 12-15 dakika arası süren turda şehri ve civarını tepeden izleyebiliyorsunuz. Ümit Burnuna kadar giden turlar da var ancak onlar biraz daha pahalı. Fiyat/deneyim oranında bence ödenebilecek bir rakam. Cape Town’a gelirseniz ve bütçeniz yeterse pişman olmayacağınız bir deneyim olacaktır.

Share

You May Also Like

One comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *