,

Kapadokya

NEDİR NE DEĞİLDİR

Memlekette en çok film, dizi ve klipte kullanılıp hala mistik havasını koruyabilen yer neresi diye sorsalar herhalde çoğunluğun cevabı Kapadokya olurdu. Adının nereden geldiği kesin olarak bilinmeyen Peribacaları, yeraltı şehirleri, acayip manzaralar sunan gün doğumu ve batımları, hem endemik hem de sportif açıdan zengin vadileri, orijinal mimari yapıları ve yüzlerce yıllık şarap mirasıyla bölge aslında çok önemli bir kültürel hazine.

Nevşehir, Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri’ye kadar yayılan bölgenin tarihi yontma taş devrine kadar gitse de Hititler, Kapadokya’ya yerleşen ilk devlet olarak görülüyor. Ardından Roma İmparatorluğu’nun mezaliminden kaçan ilk Hristiyanlar bölgeye teşrif ediyorlar. Gelen ilk misyoner dayılar hem güvenlik hem de parasızlık nedenlerinden buldukları mağaralarda yaşamaya başlıyorlar. Bölgedeki manastır yaşamı da böylece başlamış oluyor. Bu esnada bölge halkını da tavlayıp Hristiyanlaştırıyorlar. Ancak Roma İmparatorluğu, Hristiyanlığı resmi din olarak kabul edene kadar cadı avı korkusu sürüyor. Roma ve Bizans sonrası bölgede egemenlik sağlayan Selçuklularsa Hristiyanlara dokunmuyorlar.

Osmanlı dönemindeyse mağara yaşamı sonlanmış. Bunun temel nedeniyse hem Hristiyanlığın yayılmasının önlenmesi hem de devletin vergi toplamasının kolaylaştırılması olmuş. 15. Yüzyıl itibariyle bölgede artan kent yaşamıyla beraber ticari ürünlerin üretimi de başlamış. Çanak ticareti, jeolojik olarak canlı bir bölge oluşundan dolayı değerli taslar, şarap, halı/kilim, beziryağı temel ticari unsurlar haline gelmiş. Malları genelde Rumlar üretiyormuş, kalan Osmanlı tebaası da ticaretini yapıyormuş. Osmanlı para geldiği müddetçe tüm bu faaliyetleri serbest bırakmış. Kapadokya o dönem Dersaadet’in en önemli şarap tedarikçilerinden biriymiş. Ticaretten kazanılan parayla Avanos, Ürgüp gibi yerleşim yerlerinde mimari gösteriş artmaya başlamış.  Öte yandan Hristiyan tebaa ressamlar çağırarak bir çok kilisenin günümüzde insanı kendine hayran bıraktıran duvarlarının oluşmasını sağlamış.

Bu huzurlu, beraber yaşam 1924 mübadelesine kadar sürmüş. Kapadokya’nın önemli bir nüfus oranını oluşturan Rumlar Yunanistan’a göç ettirilmiş. Bu durum Kapadokya’nın ekonomik, demografik ve kültürel yapısının değişmesine neden olmuş. 1960’lara kadar kendi halinde olan bölgede bu yıldan itibaren bireysel seyahatler sonucu çok ufak turizm hareketleri başlamış. Bölgeye ilk gelen ziyaretçiler genelde evlerde misafir oluyorlarmış. Ardından hem bölgenin yeniden keşfedilmesi hem de kültürel zenginliklerinin ortaya çıkartılıp parlatılmasıyla bölge bugünkü hale gelmiş.

İnsanların uzun dönem yaşadığına inanılan ve herkese bu yönde bilgi aktarılan yeraltı şehirleri ise kısa süreli ihtiyaçlar için kullanılan alanlarmış. İpek yolu üzerinde bulunan Kapadokya, özellikle batıya yapılan seferlerde Moğol, Arap ve Pers ordularının geçiş güzergahında bulunuyormuş. Bu tip büyük orduların geçişi esnasında yağma ve şiddetten kaçmak isteyen halklar ilk dönem Hristiyanların manastır olarak kullandığı mağaralarda kısa süreli saklanmaya başlamış. Peki bu dev mağara yapıları bu kadar kısa süreli sığınmalar dışında ne için kullanılmış? Turizm başladıktan sonra dahi hakkında pek kaynak bulunamayan bu yeraltı şehirleriyle ilgili en kuvvetli teoriyse buraların şarap üretimi için sabit nem ve sıcaklık değerleriyle ideal yerler olması. Yani nice rivayete konu olan o dev yeraltı şehirleri aslında şarap üretim merkezi ve şarap ambarları olarak kazılmış ve kullanılmış. 60-70 senede bir geçecek olan büyük ordulardan kısa süreli kaçışlar için bu kadar büyük yapılara ihtiyaç duyulmasının söz konusu olmadığı söyleniyor uzmanlar tarafından.

Kapadokya’nın en önemli özelliği ise jeolojik yapısı ve bu yapının rüzgar, seller ve çeşitli doğal yollarla aldığı şekiller. Dünyaca ünlü Peribacaları, mağara evleri ve vadileriyle Kapadokya insana başka bir gezegendeymiş hissini yaşatıyor. Bölgedeki üst yeryüzü katmanı artık aktif olmayan volkanlar Hasan ve Erciyes Dağı’nın zamanında püskürttüğü volkanik küllerden meydana geliyor. Bu nedenle doğal nedenle kolayca aşınıp şekil alabiliyor.

Gece hayatı konusunda Kapadokya turist potansiyeli nedeniyle çeşitli seçeneklere sahip. Eğlence mekanları ağırlıklı olarak Ürgüp ve Göreme’de bulunuyor. Ulaşım konusunda Kapadokya’da yerleşim yerleri arasında taksi kullanabilirsiniz. Öte yandan araba kiralamak da size büyük hareket özgürlüğü kazandıracaktır.

GEZSEK GÖRSEK

Kapadokya diye bahsedilen bölge oldukça büyük bir alanı kapsıyor. Bu nedenle ya öncelikleri belirlemek veya bölgedeki vakti uzun tutmak gerekiyor. Açıkçası tek seferde gezilip bitirebilecek bir yer değil. Ürgüp, Göreme, Avanos Kapadokya’nın en büyük kasaba yerleşimleri ve turistik başkentleri. Özellikle Göreme karakteristik evleri ve mistik sokaklarıyla mutlaka uzun vakit geçirilmesi gereken bir nokta. 4. Yüzyıla kadar giden kiliseler için Göreme Açık Hava Müzesi de kesinlikle ziyaret edilmeli. Peri Bacaları için Zelve-Paşabağları ve Dünyayı Kurtaran Adam’ın doğal setini görmek için Devrent Vadisini ziyaret edebilirsiniz. Devrent Vadisinde deve kayasını görmeyi unutmayın.

Ürgüp Göreme yolunda Kapadokya’nın sembolleri olan Üç Güzelleri ziyaret edebilirsiniz. Arkalarında görülen ve senenin büyük kısmı tepesi karlı olan dağ ise Erciyes Dağıdır. Günbatımı izlemek için Uçhisar’ı ziyaret edebilirsiniz. Bol merdivenli kaleye tırmanırken nefes nefese kalsanız da manzara insana her şeyi unutturuyor. Kayaevler için Çavuşin ve Güvercinlik Vadisini ziyaret edebilirsiniz. Efsanelere konu olan yeraltı yaşamı için Kaymaklı Yeraltı Şehri görülebilir. Az sayıda kalan Rum mimarisi içinse Sinasos en iyi korunmuş yerleşim alanı olarak kabul edilmekte.

Bunlarla beraber Kapadokya’da mutlaka yapılması gereken şeylerin başında balon turu geliyor. Bölge birçok kişi tarafından dünyanın en iyi balon güzergahlarından biri olarak kabul ediliyor. Balona binmekle ilgili endişeler ve çekinceler olabiliyor başta. Benim gibi yükseklik korkusu sahibiyseniz, motorsuz ve tamamen rüzgarla hareket eden bir şeyden endişe etmeniz kadar doğal bir şey olamaz. Hatta balona binene kadar bu hisleriniz karında karıncalanmalar, gereksiz kısa voltalar olarak kendini belli ediyor. Öncelikle balona gidişten bahsetmek lazım. Çünkü bu bile başlı başına bir mistik yolculuk haline gelebiliyor.

Kaldınız yere bağlı olarak sabah 4 civarı otellerden alınıyorsunuz. Çünkü balonlar Göreme’den kalkıyorlar. Bu esnada gün doğmamış oluyor. Yol boyunca sağınızda ve solunuzda şişirilen balonlar görüyorsunuz. Tam alacakaranlıkta alev püskürtülerek şişirilen balonlar, Kapadokya’nın yer şekilleri arasında insana uyanan devleri anımsatıyorlar. Bunda çok erken kalkmamın da payı olabilir tabii. Ardından anlaştığınız balon turu firmasının hizmetine göre ya kahvaltıya ya da doğrudan balonun yanına götürülüyorsunuz. Bu noktada kahvaltı hizmeti veren bir firmadan turu almak önem kazanıyor çünkü çok erken saatte kalkıp bir şeyler yemeden turu yapmak günün devamı için aşırı yorucu olabiliyor.

Kahvaltıdan sonra birlikte havalanacağınız kişilerle minibüslere binip balonun yanına gidiyorsunuz. Her balon firmasının farklı uygulamaları var. Sepetlerdeki kişi sayısı değişebiliyor. Sırayla balona biniyorsunuz. Pilotunuzdan kısa bir iniş-kalkış eğitimi aldıktan sonra siz anlamadan balon yerden bir anda kesiliyor. İşte o noktaya kadar devam eden endişeler kalkışla beraber bir anda yeryüzünde kalıyor.

Balon muhtemelen insanoğlunun bulduğu en huzurlu ulaşım aracı. Sadece yükselmek için kullanılan propan gazının sesinden başka bir ses yok. Günlük hayatımızda hiç olmayan, sadece rüzgarla hareket etmek kavramı insana rüya gibi geliyor. Üstelik altınızda dünyanın en ilginç coğrafyalarından biri uzanıyor. Göreme’den kalkar kalkmaz gün doğumunu yakalıyorsunuz ve güneşle beraber yükselmeye başlıyorsunuz. Onlarca balon beraber kalkış yaptığı için gökyüzü panayır alanı gibi rengarenk. Balonla seyahatin insana hissettirdiklerini Jules Verne Balonla Beş Hafta romanında muhteşem özetlemiş:

Bir balondan söz edin bana!” diye yeniden söze başlıyordu Joe. “Kendinizi yürüyor gibi hissetmiyorsunuz ama doğa gözlerinizin  önünden akıp gitme zahmetine giriyor!

Ne güzel görünüş! Ne hayranlık! Ne esriklik! Hamakta bir düş!

Maalesef yolculuk 5 hafta değil hava şartlarına bağlı olarak ortalama 1 saat sürüyor. Balonla yolculuğun en enteresan taraflarından biri varılacak yerin sadece tahmin edilebilmesi. Çünkü tek itiş gücü rüzgar. Bu nedenle rüzgar nereden eserse oraya varılıyor. Balon turunun tek dikkatli olmanız gereken ve riskli yeri iniş kısmı. Çünkü ters rüzgarlar veya sert yere çarpışlarda balon sekebiliyor ve gösterilen iniş pozisyonunu almayıp tutunmazsanız yaralanama riskiniz var. Ancak iyi pilotaj ve başarılı yer ekibi bu riski oldukça azaltıyor.

Balon turu için bölgede çeşitli fiyatlardan ve hizmet kalitesinden firma bulunuyor. Havacılığın temel kuralları balonlar için de geçerli. Malzeme, hizmet ve insan kalitesi fiyatı yükseltiyor. Her balonun yaklaşık 8 kişilik bir yer ekibi oluyor. Üstelik tüm pilotlar balon pilotu eğitimi alıp diplomalı olmak zorundalar. Balon pilotluğunun eğitiminin neredeyse uçak pilotluğu kadar bilgi ve eğitim gerektiren bir mevzu olduğu söyleniyor. Çoğunlukla balonlarlar günde tek sefer yapıyorlar. Yer ekibi kalkıştan inişe kadar sizi yerden takip edip inişe hazır olduğunuzda gerekli düzenlemeleri yapıyor. Balon turizmi bölge için çok önemli de bir gelir kaynağı olmuş durumda.

Royal Balloon bölgedeki en iyi balon şirketlerinden biri. Hizmetleri dolayısıyla fiyatları ortalamanın biraz üzerinde. Sabah kahvaltısını Göreme’deki tesislerinde veren tek firma onlar. Balon malzemeleri, pilot seçimi ve yer ekibi konusunda da oldukça titizler. Bir diğer önemli konuysa balonlarında kullandıkları sepetler çok büyük değil. Böylece kendinizi iş çıkışı metrobüse binmiş gibi hissetmiyorsunuz. Bu yolculuk sonrasındaysa yere güvenle inen Fransız baloncuların geleneği olan şampanya ritüeli var. Sabahın o saatinde ne şampanyası diyenler içinse portakal suyunu hüpletebiliyorsunuz.

 

YESEK İÇSEK

Kapadokya’nın tarih boyunca öne çıktığı alan şarapçılık. Bu geniş ve verimli topraklarda bağcılık dolayısıyla şarapçılık hep en önemli gelir kaynaklarından olmuş. Bölgede şu anda iyi kalitede üretim yapan Turasan, Kocabağ gibi yerel şarap markaları bulunabilmekte. Beyaz şarap severler için Kocabağ’ın Avanos Vadisi güzel bir alternatif.

Kapadokya’da İç Anadolu mutfağının en temel yapı taşları olan et ve hamur ürünleri bolca bulunmakta. Testi Kebabı hem farklı pişirme tekniği hem de ilginç servisiyle turistlerin en çok ilgisini çeken yemek. Ürgüp’te bulunan Han Çırağan yemek için güzel bir adres. Portakallı külbastı oldukça lezzetliydi. Yine Ürgüp’te bulunan Dimrit yerel lezzetlerin denenebileceği başka bir iyi alternatif.

YATSAK UYUSAK

Belli bir tarihi ve enteresan hikayesi olan yerlere gidince insanlarda zamanda yolculuk edip o eski dönemlere şahitlik etme isteği doğar zaman zaman. Kapadokya’daki Kayakapı da insana bu fırsatı sunan bir proje. Tam adıyla Kayakapı Kültürel ve Doğal Çevre Koruma ve Canlandırma Projesi Ürgüp’e tepeden bakan Esebelli Kayası’nda yer alan bir mahalle aslında. Yerleşimin çok eski tarihlere kadar gittiği mahalle en büyük gelişmesini Lale Devri’nde gösteriyor. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın da katkılarıyla bölge giderek zenginleşip Osmanlı ticaretinde söz sahibi oldukça Kayakapı’da Ürgüp’ün ağalar ve zenginler mahallesi oluyor.

İşlenmesi kolay taş yapı bölgenin yetenekli taş ustalarıyla birleşimce muazzam konaklar inşa ediliyor mahalleye. Öyle ki Osmanlı sadrazamları bölgeye ziyarete geldiklerinde mutlaka Kayakapı’daki Davud Ağa Konağı’nda ağırlanıyor. Uzun bir zaman bu toplumsal statüsünü koruyan mahalle Cumhuriyet döneminde yanlış bir yönetim kararıyla, doğal afet tehlikesi bahanesiyle boşaltılıyor. Kayakapı’nın da muhteşem evleri bölgenin yıpratıcı etkisiyle birer harabeye dönüyor.

Bir kaç sene önce Ürgüplü bir turizmci aile olan Dinler Ailesi bu kültürel mirası ayağa kaldırmak için topa giriyorlar. Mahallenin hem mimari hem de kültürel değeri nedeniyle hazırlanılan projeyi yalnız bir otel projesi olarak değil mahalleyi yeniden canlandırma projesi olarak görüyorlar. Onların bu yaklaşımı sadece yerel yöneyimler tarafından değil dünyada da önemli bir destek görüyor ve Kapadokya bölgesinde UNESCO ve Dünya Miras Merkezi tarafından desteklenen tek proje oluyor. Öte yandan evlerin restorasyonunda kullanılan özel yöntemler nedeniyle National Geographic’in “Dünya Miras Alanları” belgeseline konu oluyorlar.

Kayakapı’nın ruhani açıdan da oldukça büyük önemi bulunuyor. Mahalle Selçuklulardan kalma tarihi bir camiyle beraber 10. Yüzyıla ait bir mağara kiliseye de ev sahipliği yapıyor. Kayakapı’nın ev sahipliği yaptığı başka önemli yapı ise Ortodokslar için önemli azizlerden olan Yuhannes’in evi. Rum Ortodoks cemaati için oldukça önemli bir ruhani figür olan azizin evi her sene Rum Ortodoks Patriği tarafından da ziyaret ediliyormuş.

Kayakapı tarihteki şanına yakışır bir biçimde şu anda Kapadokya’nın en lüks oteli. Ancak yaşattığı deneyimi düşündüğünüzde fiyatları daha kabul edilebilir bir hal alıyor. Açıkçası lüks otelleri pek samimi bulmayan birini bile oldukça huzurlu hissettirebiliyor. Bunun temel nedeni konaklamanız için size en ufağı bile olsa standart bir otel odası değil bir ev sunmaları. Tercih edilen ev çeşidine göre de odadaki lüks olanakları artıyor. Kimi evlerin kendi terası varken bazılarının içinde kendi hamamı veya havuzu bulunuyor. Odalarda, bölgedeki antikacılardan toplanmış bir çok değerli antikayla karşılaşıyorsunuz. Üstelik Dinler Ailesine ait Osmanlı kaftan koleksiyonu da odalara sargilenir durumda.

Kayakapı’nın gönülçelen başka bir özelliği de kahvaltıları. Tamamen doğal yöntemlerle, kendi çiftliklerinde yetiştirdikleri ürünlerle hazırladıkları kahvaltılar oldukça başarılı. Havanın güzel olduğu sabahlarda da havuz kenarında sunuluyor.

İZLESEK ÖĞRENSEK

Kış Uykusu

Kapadokya Top5 List

1- Balon

2- Göreme

3- Devrent Vadisi

4- Göreme Açık Hava Müzesi

5- Kayakapı

Share

You May Also Like

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *