,

Kıbrıs

NEDİR NE DEĞİLDİR

Doğu Akdeniz’in ortasında Pinokyo misali uzun burnuyla yer tutan ada, çevresinde bulunan tüm kültürlerin adeta bir birleşimini sunuyor. Akdeniz’in en büyük üçüncü adası olan Kıbrıs, hem siyasal hem tarihsel hem de kültürel açıdan da bir dizi acayip duruma da ev sahipliği yapıyor.

Kıbrıs ismiyle ilgili tahmin edilen en kabul gören hikaye adanın isminin cyprium yani bakırdan geldiği yönünde. Adada hala aktif olan bakır kaynakları düşünülünce çok da yanlış gelmiyor insana. Markus Antonius’un Kleopatra’ya aşkını kanıtlamak için hediye ettiği ada, aynı zamanda Afrodit’in de doğduğu veya ortaya çıktığı yer olarak kabul görüyor. Rivayete göre Kleopatra Kıbrıs’ın plajlarındaki kumları o kadar beğeniyor ki, sanki memleketinde hiç kum yokmuş gibi, Mısır’a taşıtıyor.

Sırasıyla Mısır, Hitit, Finike, Asur, Roma, Bizans, Lüzinyan, Venedik, Osmanlı ve Britanya’nın hüküm sürdüğü ada 1960’da bağımsız bir devlet oluyor ve Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluyor. Bu devlette nüfus oranına göre Türk ve Rumlara siyasal temsil hakkı veriliyor. Daha kalabalık olan Rumlar devlet başkanlığı ve bazı bakanlıkları alırken Türkler devlet başkanı vekilliğini, eğitim ve milli savunma gibi önemli 4 bakanlığı alıyor. Zaten milliyetçi gerginlikler yaşayan ada halkı 1963’te siyasal ve sosyal nedenlerle çatışmaya başlıyor. Türkler tüm siyasal hayattan çekiliyor ve mücahitler denilen milis güçleri kurmaya başlıyorlar. Zaten Rumların İngiliz sömürgesinin adaya yerleşmesinden beri bağımsızlık ve hatta Yunanistan’a bağlanma gibi sevdaları olduğu biliniyor. Diğer yandansa %30 gibi bir nüfusa sahip Türkler de Türkiye’den destek görüyor. 1963’te şiddet olaylarını yaşamaya başlayan ada 1970lere kadar çeşitli tatsızlıklarla geliyor. Ancak 1974’de Kıbrıs hükümetine Yunanistan’daki cuntanın desteğiyle yapılan darbe Türkiye için bardağı taşıran son damla oluyor ve adaya garantör ülke olarak harekat yapma kararı alınıyor.

Yapılan ilk harekatta öncelikli olarak Türklerin yoğunluklu yaşadığı yerlerin asayişi sağlanıyor. Ardındansa tüm müdahil devletlerin katıldığı Cenevre Konferansında anlaşma sağlanamayınca diplomasi literatüründe bir mihenk taşı olan “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Türk Ordusu ikinci harekata başlıyor ve başkent Lefkoşa’ya giriyor. Yunan cunta hükümeti düşüyor ve ada ikiye bölünüyor. Rumlar ve Türkler arasında nüfus mübadeleleri yaşanıyor. İnsanlar yüzlerce yıldır ailelerinin, atalarının yaşadığı yerlerden mecburi olarak göçüyorlar. 1983 yılında de facto bir cumhuriyet olan KKTC kuruluyor.

Adada yaşayan Türkler Kıbrıs’a oldukça bağlı insanlar. Osmanlı’nın Kıbrıs’ı almasından sonra özellikle Konya-Karaman bölgesinden gelen evlad-ı fatihanların oluşturduğu Türk nüfus adayı gerçekten seviyor ve sahipleniyor. Üstelik adanın zenginliğini oluşturan Rum-Türk-Arap-Maruni ve Britanya kültürünü bünyelerinde sindirmişler. Ancak 90lı yıllarda Türkiye’den niteliksiz ve kontrolsüz göçün ada demografisini biraz da olsa değiştirdiğini belirtiyorlar.

Ada tarihinden bahsederken atlanılmaması gereken bir önemli grup ise Lüzinyanlar. Kudüs’te yaşayan Fransız kökenli Katolik bir grup olan Lüzinyanlar, Selahaddin Eyyübi’nin Kudüs’ü fethinden sonra Kudüs’ten tüymek mecburiyetinde kalıyorlar. Küdus’e de yakın olsun diye adayı gözlerine kestirip satın alıp yerleşiyorlar. Lüzinyanlar adaya yerleştikten sonra adaya kaleler, katedraller ve manastırlar inşa ediyorlar. Ardılları ise Lüzinyan eserlerini geliştiriyorlar.

Kıbrıslılar ülkelerinin Türkiye’deki imajından kısmen rahatsızlar. Kıbrıs’ın sadece bir kumar ve gazino cenneti değil kültürel, tarihi, arkeolojik ve doğal bir çok zenginliğe sahip olduğunu söylüyorlar. Oluşan “Mehmet Ali Erbil ve eller havaya” algısının kırılması gerektiğini kültür ve turizm bakanlığı da keşfetmiş ki ülkenin turizm çalışmaları son yıllarda büyük bir hız kazanmış.

Adada görülecek yerler arasında ciddi mesafeler bulunuyor. Ulaşım araba kiralamak dışında taksilere kalmış durumda. Trafik Britanya usülü tersten akıyor. Bu nedenle araba kiralanacaksa önce biraz alıştırma yapmak iyi olabilir. Aslında adanın 1905’de başlayıp 1950’ye giden bir demiryolu macerası da bulunuyor. Ancak otomotiv sektörünün baskıları ve yönetici vizyonsuzlukları nedeniyle 45 sene sonunda demiryolu kullanım dışı bırakılıyor. Lefkoşa-Mağusa hattıyla başlayan demiryolu macerası, daha sonraki yıllarda 121 km’ye kadar uzayıp Güzelyurt ve Evrihu’ya erişiyor.

GEZSEK GÖRSEK

Nedim Gürsel’in Yine Bana Döneceksin kitabında aktardığı gibi Lefkoşa belki de dünyada kalan tek bölünmüş şehir. Şehri bölen Yeşil Hat bölgesiyle geziye başlayabilirsiniz. Ardından tarihi Arapahmet Mahallesi’nin sokaklarını arşınlayabilirsiniz. Ardından rotayı Girne’ye çevirebilirsiniz. Girne, Kıbrıs’ın önemli limanlarından biri. Tarihi limanın ara sokaklarında dolaştıktan sonra içerisinde batık müzesini de barındıran Girne Kalesini ziyaret edebilirsiniz. Müzede Akdeniz’den çıkartılmış en eski ikinci gemiyi ziyaret edebilirsiniz. Biraz nefeslenmek içinse muhteşem bir İngiliz koloniyal mimari örneği binada bulunan Ego Bar’ı ziyaret edebilirsiniz.

Girne’yi ve hatta Türkiye sahillerine kadar Akdeniz’i tepeden seyretmek içinse St Hilarion Kalesine çıkabilirsiniz. Kale Beşparmak Dağları’nın tepelerinden birine kondurulmuş bir kartal yuvası adeta. İsminden dolayı da insan kendini kısmen Battal Gazi gibi hissetmiyor değil. Lüzinyan döneminde en parlak devrini yaşayan kalenin balkonunda limonata içerek muazzam manzarayı izleyebilirsiniz. Kalenin Walt Disney’in sembolüne esin kaynağı olan kalelerden biri olduğu da söyleniyor. Yine Girne yakınlarındaki Bellapais Manastırı ise, Doğu Akdeniz’deki en güzel gotik eser olarak kabul ediliyor. Selahaddin Eyyübi’nin Kudüs’ü almasından sonra adaya göçen Augustinian mezhebi rahipleri tarafından yaptırılmış. Osmanlı’nın Kıbrıs’ı fethinden sonraysa Katoliklerden alınıp Ortodokslara ibadet için tahsis edilmiş.

Mağosa veya Famagusta Kıbrıs’taki başka bir önemli liman. Öte yandan adadaki en önemli arkeolojik kalıntılara ev sahipliği yapıyor. Salamis Harabeleri Roma döneminden kalma kocaman bir antik şehir. Üstelik %90’a yakınının hala toprak altında olduğu ifade ediliyor. Mağosa’nın sur içinde kalan kısmı da yer yer açık hava müzesi gibi. Eski evler, dar sokaklar ve sakin bir yaşam var Mağosa’nın sur içinde. Paris’teki Notre Dame Katedraliyle aynı planda inşa edilen St. Nicolas Katedrali yani şimdiki hali ve adıyla Lala Mustafa Paşa Camini ziyaret etmeyi unutmayın. Cami gotik bir Katolik yapı olduğu için kubbesiz ve çan kulelerinden birine kısa bir minare oturtulmasıyla dönüştürülmüş. Maalesef içerisindeki tüm freskler sıvayla kapatılmış durumda. Bir de caminin hemen yakınında Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistire oyunundan sonra sürgünde gönderilip, kapatıldığı zindanları ziyaret edebilirsiniz.

Mağosa’nın sahip olduğu en orijinal yer ise kapalı Maraş bölgesi. Barış Harekatı esnasında Türk Ordusunun girdiği ve stratejik konumu nedeniyle 1974’ten beri kapalı tuttuğu Maraş aslında harekata kadar adanın en pahalı ve popüler yeri. Döneminde dünyanın en lüks otellerinin, kumarhanelerinin ve evlerinin yer aldığı Maraş, Monako ve Beyrutla beraber Avrupa jet sosyetesinin gözde tatil mekanıymış. Şu anda ise çevresinde araba ile dolaşabilir. Terkedilmiş, içlerinden ağaçların yükseldiği boş evleri görebilirsiniz. Maraş bölgesinin ihtişamını görmek içinse en doğru yer Arkın Palm Beach Oteli’nin plajı. Bu noktadan tüm Maraş sahilini ve hayalet otelleri izleyebilirsiniz.

Karpaz Milli Parkı ise adanın bir çubuk gibi kuzey doğu ucundan çıkan burunda bulunuyor. Bir çok endemik türe ev sahipliği yapan milli park yabani eşşekleriyle ünlü. Yabani olma nedenleriyse doğada kendi başlarına yaşamaları. Yoksa arabaların önünü kesip yiyecek talep edecek hatta insanlara kendilerini sevdirecek kadar cana yakınlar. Bu kadar çok eşşeğin Karpaz’da olması ise barış harekatından sonra sahipsiz kalan köylerdeki eşşeklerin yiyecek bulabilmek için burada toplanmasından kaynaklanıyor.

Milli parkın en güzel yerlerinden bir tanesi Zafer Burnu yakınlarındaki Altınkum Plajı. Sapsarı renkli kumu ve Ekim hatta Kasım aylarında bile girilebilen deniziyle bakir uzun bir kumsal burası. Üstelik Akdeniz’in en önemli sembollerinden olan Caretta Carettaların en önemli yumurtalama alanlarından biri. Karpaz’daki bir başka ilginç nokta ise Dipkarpaz Köyü. Bu köyün en önemli özelliği Türklerin ve Rumların hala birlikte yaşadığı iki köyden biri olması. Hala aktif halde bir Rum ilkokulu bulunan köydeki Rumlar mübadele esnasında “burası bizim yurdumuz, toprağımız köklerimiz burada” diyerek köylerini terketmemişler.

YESEK İÇSEK

Kıbrıs bir ada olmasına rağmen balık yerine et kültürü hakim. Hatta Kıbrıslılar için üretilecek en uygun ürünün sönmeyen mangal olduğu gibi bir espiri var. Pişirme tekniği olaraksa taş fırın gibi eski yöntemler devam ettiriliyor. Taş fırında pişirilen Kleftiko muazzam bir lezzet. Kleftikoyla beraber molohiya, magarina bulli, pirohu ve şeftali kebabı da Kıbrıs’a özel lezzetler. Kleftiko yemek için Mağosa’daki Agora Fırın Kebap’ta salaş bir sofraya konuk olabilirsiniz.

YATSAK UYUSAK

Kıbrıs her keseye uygun konaklama imkanları sunuyor. Sunduğu yüksek konfor ve hizmet kalitesiyle Mağosa’daki Arkın Palm Beach Otel lüks ve güzel bir opsiyon. En önemli özelliği ise hayalet şehir Maraş’ın hemen yanında olması. Mutfağının da kuvvetli olması başka bir avantajı. Girne’de bulunan Bellapais Monastery Village ise daha ekonomik ve motel tarzında bir konaklama opsiyonu. Karpaz’da bulunan View Otel ise mütevazi bir inziva mekanı. Önünde bulunan terasta Mısır’dan başlayıp, İsrail, Lübnan ve Suriyeyi kapsayan bir Akdeniz manzarası sunuyor.

Kıbrıs Top5 List

1- Karpaz

2- Maraş

3- Kleftiko

4- St Hilarion Kalesi

5- Eko Bar

Not: Senelerdir merak ettiğim adaya gitmeme vesile olansa THY‘nin Sabiha Gökçen’den başlayan Ercan uçuşları ve Geziko oldu. Kendilerine kafamdaki tüm Kıbrıs önyargılarımı kırdıkları için de ayrıca teşekkürler.

Share

You May Also Like

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *