, ,

Lizbon

NEDİR NE DEĞİLDİR

İber Yarımadası’nın Atlas Okyanusu kıyılarında, İspanya’nın yancısı gibi köşeye sıkışmış bir ülke gibi görünen Portekiz, aslında tarih boyunca denizlerden tüm dünyaya kafa tutmuş bir imparatorluk. Başkent Lizbon ise bu tarihi ve kültürel yükü hakkını vererek günümüzde de taşımaya devam ediyor.

Portekiz tam anlamıyla denizci bir ülke. Aslında kendi isteklerinden ziyade bu durum doğal şartlardan dolayı gelişmiş. Zaten Atlas Okyanusu’nun kucağında olan ülke sarp dağlarla da İspanya’dan ayrılıyor. Kara yönüne hareket edemeyenler mecburen deniz yoluna yönelmiş. Bu zor coğrafyanın itelemesiyle de dünyayı değiştiren coğrafi keşifler yapılmış. Aslen İspanyol olan Macellan, Vasco de Gama ve birçok ünlü kâşif yeni ticaret yolları bulmak ve yeni sömürgeler elde etmek için Portekiz adına keşiflere imza atmışlar. 11 milyon nüfuslu ülkenin dili olan Portekizceyi dünya üzerinde konuşan 260 milyon insanın olması bunun en sağlam kanıtı.

Denizcilik ve bu keşifler Portekiz’e dünyanın kapılarını açmış. Bu nedenle ülkede çok kültürlü bir yaşam mevcut. Dünyanın her yerinden farklı insanların barış içinde yaşadığı Lizbon’da ırkçılık olaylarına pek rastlanmıyor. Muhtemelen okyanusun törpüleyici etkisinden insanlar Akdenizlilere göre daha sakin, daha dingin ve mesafeli görünüyorlar. İlk görüşte böyle bir izlenim oluşsa da Portekizliler eğlenmeye çok meraklı, neşeli ve cana yakınlar. Bununla birlikte oldukça özgür bir düşünce yapısına sahipler. Avrupa’da eşcinsel evliliklerin yasal olduğu ülkelerden biri Portekiz.

Aslında Portekiz topraklarındaki çok kültürlülük sadece sömürgecilikle başlamıyor. Önce Romalılar geliyor Portekiz’e. Ancak geldikleri gibi gitmiyorlar. Ülkeye üzüm bağlarını ve balık tuzlamayı miras bırakıyorlar. Onlardan sonra ise Avrupa seferine çıkan Emeviler geliyor. Araplar da pirinç ve turunçgiller gibi halen Portekiz’in yemek kültürünün temelini oluşturan hediyeler bırakıyorlar. Açıkçası Portekiz’deki Arap etkisi halen görülüyor. Portekizcede Arapça’dan gelen birçok kelime bulunuyor. Hatta bazı şehir isimleri Arapça’dan kalma. Mesela Algarve şehri aslında Arapça batı anlamına gelen El Garb kelimesinden türemiş.

Portekiz siyasal olarak sürekli çalkantılarla boğuşmuş bir ülke. 1139 tarihinde resmen bağımsız bir krallık olarak kurulan ülke 16. Yüzyılın sonlarına doğru kısa bir süre İspanya egemenliği altına girse de, 1800lere kadar çeşitli ittifaklar ve sömürgeci faaliyetlerle gücünü artırıyor. Ancak 1755’de yaşanan korkunç bir deprem ülkenin bütün kaderini değiştiriyor. 19. Yüzyılı siyasal çöküntülerle geçiren Portekiz en büyük sömürgesi olan Brezilya’yı 1807’de kaybediyor. 1910’da ise ayvayı yemiş ülkede devrim oluyor, monarşi yıkılıyor ve cumhuriyet ilan ediliyor. Bu radikal değişiklik de pek faydalı olmuyor. İç karışıklıklar, 1. Dünya savaşının getirdiği ekonomik sorunlar, 16 yılda değişen 45 hükümet güçlenen orduyla birleşince 1926’da ordu darbe yaparak yönetime el koyuyor.

Ordunun yönetime geldiği bu yıllar Portekiz ve insanlık için kara yıllar olarak dünya tarihine geçiyor. Salazar liderliğinde ülkede tam bir muhalif kıyımı yaşanıyor. Çok güçlü bir polis ve istihbarat ağının kurulduğu ülkede Sansür, sindirme ve işkence sıradan hale geliyor. Salazar’ın dünya siyasal literatürüne kattığı 3F kuralı bugünlerden yadigâr kalıyor. 3F’nin açılımı ise fado, futbol ve fatima yani din. Salazar bilmeden de dünyadaki futbol düşmanlarına da büyük bir koz veriyor. Salazar dönemi her ne kadar faşist ve kanlı bir dönem olsa da ülke kalkınması şaha kalkıyor. Uzun zaman sonra Portekiz yüksek büyüme hızı ve ekonomik refahla tanışıyor. Faşist hükümetin sonu da kansız bir darbeyle geliyor. 1974’te ülkede yaşanan kargaşa ve kolonilerde sırayla patlayan isyanlarla hükümet zayıflıyor. Ardından 1975’te sosyalist bir hükümet kurulup ülkede demokrasi düzeni sağlanıyor. Halen ülkede sosyal demokrat çizgide bir hükümet görevde bulunuyor. Buna rağmen din halen toplumun en önemli öğelerinden biri. Portekizliler Katolik geçmişlerine sıkıca sahip çıkıyorlar.

Portekiz’in günümüzde en büyük sorunu ise yaşadığı büyük ekonomik çalkantı. Avrupa’yı sarsan iktisadi krizin en çok hissedildiği ülkelerden olan Portekiz’de özellikle gençler arasında işsizlik en büyük sorun. Bu ekonomik dar boğaza ise yenilenebilir enerji yöntemleri ile karşı durulmaya çalışılıyor. Portekiz alternatif enerji kaynaklarının kullanımı konusunda bir dünya devi sayılabilecek noktada. Özellikle güneş, rüzgâr ve gelgitten elde edilen enerji ülke ekonomisinde her geçen yıl önemini arttırıyor.

Lizbon’un kafasının rahat bir şehir oluşu güvenliğe de yansımış. Şehir genelde oldukça güvenli ve huzurlu. 7/24 hayatın sürdüğü şehirde bir güvensizlik hissedilmiyor. Suç oranı da çok yüksek değil. Ama yankesicilere karşı da uyanık olmak lazım. Şehirde gece hayatının merkezi Bairro Alto semti. Gündüzleri sakin bir mahalle olan Bairro’da hayat gece başlıyor. Ufak bar ve publar. Farklı müzik türlerine ev sahipliği yapan kulüpler sabaha kadar açık. En önemlisi insanlar birbirlerine çok saygılılar. Her türden insanın eğlendiği mahallede kavga gürültü pek olmuyor. Bairro Alto’nun en eğlenceli mekânı ise Portas Largas. Çevresindeki kalabalıktan tanınabilen Portas Largas haftanın 7 günü canlı müziğin olduğu ufak bir bar. Mekânın ufaklığından dolayı da insanlar sokağa taşıyor. Bu durum aslında Bairro’daki bir çok bar için geçerli. Portas Largas’da kapı önünde oturup şahane müzikleri dinlerken Bairro Alto’da eğlenen bin bir çeşit insanla tanışıp sosyalleşmek Lizbon’a adapte olmak için şahane bir yol. Bunları yaparken de dev bir bardak Caipirinha yuvarlamayı unutmayın. Bairro Alto sonrası ise geceye Cais do Sodre civarındaki kulüplerde devam edilebilir.

Avrupa geneline göre ucuz bir şehir olan Lizbon’da toplu taşıma oldukça iyi işliyor. Özellikle daracık sokaklarda ilerleyen eski tramvaylara binmek yapılması gereken bir Lizbon geleneği. Yokuşlu bir şehir olmasına rağmen şahane binaların arasından yürümek de oldukça keyifli.

GEZSEK GÖRSEK

Tejo Nehri’nin ikiye ayırdığı Lizbon’u gezmeye Baixa ve Rossio bölgesinden başlayabilirsiniz. Şehrin en turistik yerlerinden biri olan ve sömürgecilik dönemlerinde gemilerin getirdiği malların ilk boşaltılıp tasnifinin yapıldığı meydan olan Praça do Comerçio ilk durağınız olabilir. Ardından dev zafer tagının altından geçerek Rua Augusta’ya çıkabilirsiniz. Sadece yaya trafiğine açık olan bu cadde Lizbon’un en önemli caddelerinden. Bu caddeyi takip ederek Largo de São Domingos’da bulunan Igreja de São Domingos’a varın. Bu kilise geçirdiği 1755 depremi ve 1959 yangınına rağmen ayakta kalan ender yapılardan. Onarım geçirmediği için içerisine girdiğinizde karşılaşacağınız manzara ise oldukça ilginç. Kilise bakımsızlığına rağmen halen görkemini ve etkileyiciliğini koruyor. Ardından şehrin en önemli meydanlarından biri olan Praça da Figuera ve Rossio’yu ziyaret edebilirsiniz. Rossio tren istasyonu ise yan yana duran muhteşem kapıları ile dikkat çekiyor.

Baixa’yı dolaştıktan sonra isterseniz Paris’teki Eyfel Kulesi’nin yaratıcısı Gustave Eiffel’in çırağının kuleyle aynı kaynaksız perçin yöntemiyle inşa ettiği çelik bir asansör olan Elevador de Santa Justa ile isterseniz de yürüyerek Chiado ve Bairro Alto bölgesine ulaşabilirsiniz ki yürümek şehrin günlük hayatını gözlemlemek için daha doğru bir yol olacaktır. Eğer asansör ile çıkarsanız bir kilise yıkıntısı olan Convento do Carmo’da ineceksiniz. Buradan kısa bir yürüyüşle şehrin en turistik aynı zamanda da en karakteristik kahvesi olan A Brasileira’ya uğrayabilirsiniz. Zamanına Lizbon’daki akademisyen ve entellektüel takımının uğrak yeri olan kahve ünlü Portekizli şair Fernando Pessoa’nın en sevdiği mekânlardan biriymiş. Kahvenin önündeki sade heykel de bu ilişkiye istinaden yapılmış.

Chiado Lizbon’un önemli alışveriş bölgelerinden olduğu için de kalabalıktan sıyrılıp tepeye tırmanıp Elevador da Gloria’nın son durağına yürüyebilirsiniz. Buradan şehri tepeden izleyebilmek mümkün. Aşağı doğru inerkense Lizbon’un en tipik mahallelerinden olan Bairro Alto’nun ara sokaklarında da kaybolmayı unutmayın. Gün batımında ise mutlaka Praça Luis de Camões’de bulunan Bairro Alto Hotel’in terasında Tejo Nehrini izleyerek günü batırın. Bairro Alto’nun hemen yanında bulunan Pricipe Real, Santos ve Estrella mahalleleri ise okulların, bazı devlet binalarının, meclisin, kahvelerin, antikacıların, galerilerin ve ufak müzelerin olduğu bir bölge. Diğer yandan oldukça güzel evlere ev sahipliği yapıyor. Yokuş inip çıkmayı göz alabiliyorsanız bu civarda da sokakları arşınlamak güzel olacaktır. Şehrin turistik tatavasından kaçıp günlük hayata karışmak için şahane mekanlar var bu civarda.

Şehrin depremden sonra ayakta kalan en eski mahallesi olan Alfama ise Portekiz’in sembollerinden olan Fado müziğinin doğduğu yer. Baixa’dan sembolik 28 numaralı tramvaya binerek ulaşabileceğiniz Largo do Graça’dan Alfama’yı dolaşmaya başlayabilirsiniz. Buradan dar sokaklarda kaybolaraktan Castelo Sao Jorge’ye ulaşabilirsiniz. Lizbon’a tepeden bakan kalede şehre ait çeşitli arkeolojik kalıntılar sergileniyor. Öte yandan muhteşem bir manzaraya sahip. Kaleyi bitirdikten sonra kadınların denize açılan kocalarının ardından yaktığı ağıtlardan ortaya çıkan Fado’nun doğduğu dar ve labirent sokaklarda dolaşabilirsiniz.

Kaleden çıktıktan sonra Tejo nehrine tepeden bakan Largo das Portas do Sol’de de bir kahve içerek sokak müzisyenlerini dinleyebilirsiniz. Alfama’nın en dikkat binası ise Chapito. Bir sirk okuluna ev sahipliği yapan bina aynı zamanda hem kahve hem de lokanta. Chapito’nun alametifarikası ise akşam siz yemeğinizi yerken veya içkinizi yudumlarken bir anda başlayan nefes kesen gösteriler. Bulundukları binanın cephesini veya bahçeye kurdukları düzenekleri kullanan öğrencilerin cambazlıklarını herkes gözlerini dört açıp izliyor. Chapito’da gösterilerin belirli günlerde olduğunu ve sadece akşam yapıldığını belirtmekte fayda var. Ayrıca gösterilerin programını hava durumu da etkileyebiliyor.

Belem Lizbon’un denizcilik kültürüne ev sahipliği yapan semti. Zaten Denizcilik Müzesi’nin de burada bulunması bunun önemli kanıtlarından. Denizcilik Müzesi’nde Portekiz’in tüm tarih boyunca geçirdiği denizcilik serüvenini izleyebilirsiniz. Müzenin ardından Vasco de Gama’nın da görkemli lahtinin bulunduğu Mosteiro dos Jerónimos’u ziyaret edebilirsiniz. Bir çok önemli Portekizli bu görkemli manastırın kilisesinde gömülmüş. Sanat meraklılarının ise Belem’de affetmeyecekleri bir müze ise Museu Colecção Berardo. Müzenin kalıcı koleksiyonunda bir çok farklı çağdaş sanat disiplininden ve önemli sanatçıdan eserler bulunurken geçici sergiler de oldukça dikkat çekici. Portekiz’in deniz kültürüne hala doyamayanlar ise Torre de Belem’i mutlaka ziyaret etmeliler. UNESCO korumasındaki kulenin denizcilik tarihindeki değeri oldukça fazla çünkü Portekizli denizciler açık denizlere çıkmadan önce en son olarak bu kuleye uğrarlarmış. Ayrıca kule denizcilere Lizbon’a vardıklarını da belirten önemli bir sembolmüş. Üzerinde Portekiz’in denizcilik faaliyetlerinin gelişmesine katkıda bulunan tüm kişilerin önem sırasına göre heykelleri olan Padrão dos Descobrimentos yani kaşifler anıtı da görülmesi gereken başka bir eser.

İnsanda Paris bulvarları hissiyatları uyandıracak şahane binalara sahip olan Avenida Liberdade’a doğru ilerleyerek Lizbon’un turist kalabalığından yine biraz kurtulabilirsiniz. Şehrin günlük hayatına biraz karışmak adına bu bulvar ve çevresi bir diğer güzel alternatif. Ardından dünyanın en ilginç sanat koleksiyonerlerinden biri olan Üsküdar doğumlu Calouste Sarkis Gulbenkian’ın vasiyeti üzerine kurulmuş olan muhteşem müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Çok nadide ve özel eserleri koleksiyonunda bulunduran müzenin hemen yanında bulunan Modern Sanatlar Müzesi de kaçırılmayacak bir adres. Müze, Latin Amerika ve İber Yarımadasına dair güncel sanat çalışmalarına dair başarılı bir koleksiyona sahip. Diğer yandan Gulbenkian müzesinin içerisinde bulunduğu kompleksin büyük bir kısmını oluşturan bahçe ki park demek daha doğru biraz dinlenmek ve kafa dinlemek için harika bir durak olacaktır.

Eski bir endüstriyel alanın Expo 98 için parklar, heykeller, modern mimari temsilcisi binalar ile süslenip dönüştürülmesiyle ortaya çıkan Parque das Nações Lizbon’da görülebilecek önemli bölgelerden bir diğeri. Dünyanın en büyük akvaryumlarından birinin bulunduğu bölgede bir çok önemli uluslararası şirketin de Portekiz genel merkezi bulunuyor. Akvaryumda dünyanın çok farklı bölgesinden gelen bir çok canlıyı görebilmek mümkün. Akvaryum aynı zamanda önemli bir deniz bilimleri merkezi. İçerisinde balık ameliyatlarına kadar bir çok ilginç çalışma gerçekleştiriliyor. Marinayı seyretmek içinse izlenecek en güzel yok sahilde işleyen teleferiği kullanmak. Girişi Uzay Yolu’ndaki gemi Atılgan’a benzetilen Gare do Oriente de görülmesi gerekenler yapılardan biri.

Lizbon civarında denize girmek için en iyi alternatif Cascais. Şehir merkezinden kısa bir tren yolculuğu ile ulaşılabilecek olan Cascais’de 3 ana plaj bulunuyor. Özellikle yazları bu plajlar ana baba günü oluyorlar. Cascais’de marinanın biraz daha ilerisine yürüdüğünüzde ise Atlantik Okyanusu’nun tüm güzelliği ile karşılaşıyorsunuz. Lizbon civarındaki Sintra ise Portekiz Krallığı döneminde oldukça önemli bir sayfiye yeri olmuş. Oldukça eski bir kent olan Sintra’da bulunan kraliyet sarayı görülmeye değer.

YESEK İÇSEK

Lizbon, Portekiz’in yüzyıllardır süregelen denizcilik kültürünü büyük bir başarıyla sofraya da taşıyor. Lokantaların en ufağından en sosyetiğine kadar yemekler belirli bir standardın üzerinde. Chiado’da bulunan Aqui Há Peixe şehrin son dönemdeki en popüler balık lokantalarından. Ürünlerin tazeliği ve başarılı pişirme yöntemleriyle öne çıkan lokantada ahtapot salatası, sarımsaklı karides ve deniz levreği mutlaka tadılmalı. Baixa-Rossio’daki Solar Dos Presuntos ise başka bir deniz ürünü alternatifi ancak burada başarılı et yemekleri de bulabilirsiniz. Domuz eti tüketiyorsanız isli etleri tadılmalı. Peynirler de fena değil ancak bir İtalya değil. Bu arada oturduğunuzda bunları masada bulacaksınız. Ancak ikram diye sazanlık edip atlamayın. Masada bulunan şeylerden de tükettikleriniz hesaba ekleniyor. Solar Dos Presuntos’da örümcek yengeci çorbası oldukça başarılı. Çorba söz konusu yengecin kabuğunun içinde servis ediliyor. Örümcek yengeci dolması da denebilecek başka bir yemek. Ancak lokantada mutlaka tadılması gereken lezzet deniz mahsullü siyah Paella. Pilava siyah rengini veren şey ise ahtapottan elde edilen mürekkep. Bu iki lokantada fiyatlar aşırı uçmuyor ve insanlar normal fiyatlara yemek yiyebiliyorlar. Cervejaria Ramiro da şehirdeki iyi ve denenmesi gereken lokantalardan bir tanesi.

Nova Pombalina ise bu şehirdeki en yerel lezzetlerden birini sunuyor. Ufak, salaş ve esnaf tipli bir kahve olan mekânda taş fırında pişirildikten sonra soğutulup söğüş hale getirilmiş süt domuzundan (Leitão) basit ve lezzetli sandviçler hazırlanıyor. Aynı zamanda peynirli ve başka sandviçlerin de bulunabildiği Rua do Comércio’daki Nova Pombalina’da özellikle kahvaltıda tropik meyvelerle günlük hazırlanan meyve suyu kokteyllerini de tatmayı unutmayın. Lizbon’un en sembolik yiyeceği ise Pastéis de Nata. Dışı milföy hamurundan oluşan içerisinde ise özel bir muhallebinin yer aldığı bu tatlı üzerine biraz pudra şekeri biraz da tarçın dökülerek tüketiliyor. Pastéis de Nata’nın en iyi yapıldığı yer ise gittiğinizde kapısındaki kuyruktan da anlayacağınız üzere Belem semtinde yer alan Antiga Confeitaria de Belém.

Portekiz şarap konusunda oldukça başarılı bir ülke. Hazmettirici özelliği olan ve liköre benzeyen Porto şarabıyla tanınan ülke aslında çok da başarılı sofra şaraplarına sahip. Menşei Porto yakınlarındaki Douro Vadisi olan beyaz şaraplar oldukça lezzetli. Aynı zamanda kırmızı şarap konusunda Alentejo bölgesi öne çıkıyor. Lizbon’un başka ünlü ve yerel bir içkisi de Ginjinha yani vişne likörü. Ancak bizim alışkın olduğumuzun aksine bu likör taneli olarak şehirdeki ufak, ki gerçekten ufaklar, barlarda sunuluyorlar. Bunların en meşhurlarından biri ise Largo de São Domingos’da bulunan A Ginjinha. Diğer yandan bir Brezilya kokteyli olan Caipirinha da Bairro Alto’daki barlarda oldukça başarılı yapılıyor.

Bu kadar yemek kültürü geniş bir şehirden yemek ile ilgili bir hatıra satın almak içinse Conserveira de Lisboa en doğru adres. Şehir merkezinde Rua dos Bacalhoeiros’daki sevimli dükkanda 3 farklı markaya ait konserve deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Domatesli ton balığı, füme ahtapot, ahtapot yahnisi ve sarımsaklı morina tavsiye edilebilecek ürünlerden.

YATSAK UYUSAK

Lizbon’da konaklama problemi Lizbon’da çok görülen bir sorun değil. Her fiyat kategorisinden konaklama imkanı var. Baixa veya Bairro Alto-Chiado civarında kalmak özellikle akşamları hayatı kolaylaştırabilir. Travellers House ve Poets Hostel şehirde makul fiyat sunan seçenekler.

Lizbon Top5 List

1- Portas Largas

2- Gulbenkian Müzesi

3- Chapito

4- Aqui Há Peixe

5- Pricipe Real, Santos ve Estrella

Share

You May Also Like

One comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *