, ,

Londra

NEDİR NE DEĞİLDİR

Ünlü İngiliz yazar Samuel Johnson zamanında “Londra’dan sıkılan biri, hayattan sıkılmış demektir.” diye buyurmuş. Bu lafın gerçekliğini anlamak için emin olun Londra’da çok çaba harcamanıza gerek yok. Her an her şeyin karşınıza yıldırım hızıyla çıkıp aynı hızla kaybolabileceği bir şehir burası. Dünyanın en namlı holiganlarıyla, en zengin bankacılarının aynı sokaklarda cirit attığı Londra size özellikle mali durumunuz iyiyse yapılabilecek sonsuz seçenek sunuyor.

İngiltere’nin görkemli başkenti, adeta krallığın güneşin üzerinde bir türlü batamadığı sınırlarını temsil edercesine size muhteşem bir insan çeşitliği sergiliyor. 8 milyon nüfusun ciddi bir oranı göçmen ve eski koloni ülkelerin vatandaşlarından oluşuyor. Ancak bu çok renklilik durumu bazı İngilizleri son zamanlarda rahatsız etmiş. İş bulamamalarına tembellikleri yerine göçmen sorununu neden gösteren bu kısmi ırkçı İngilizlere göre aynı zamanda göçmenler yaptıkları işlerde büyük üç kağıtçılık yapıyorlar. Bu zırtapozları pek önemsemeyip etrafınıza baktığınızda siz de Londra’da insanların hangi ırk, din ve dilden olursa olsun rahatlıkla kaynaşabildiğini göreceksiniz. Ayrıca her türlü marjinallikte, farklı tarzdan insanları görüp önemsememeyi öğrenin,çünkü Londra’da sokağa çıplak bile çıksanız sizi polis dışında pek kimse önemsemez.

AndrewLondra aynı zamanda New York ve Tokyo ile birlikte dünyanın en önemli finans merkezlerinden. Özellikle City bölgesinde gözünüze çarpan yüksek ve modern binaların büyük bir kısmını yatırım bankaları ve dev sigorta şirketleri oluşturuyor. Bu binaların arasında dolaşırken takım elbiseli ve ciddi görünüşlü kel adamların görülme oranı çok yüksek. Bununla birlikte Londra’da sakın yere çöp atmayın yada burnunuzu karıştırmayın çünkü sizi 500.000 civarı kamera izliyor olacak. Siz İngilizlerin milli sporunun kriket olduğunu sanırken aslında onlar son 30 senede bu ilgilerini ufak, kapalı devre kameralara yönelttiler. Konuyu örneklendirmek gerekirse Londra’da şehir merkezinde yaşayan bir bireyin metroyla işine gidene kadar 200 kere farklı videolar tarafından görüntülendiğini söyleyebiliriz. Gördüğünüz gibi İngilizler büyük yazarları George Orwell’a büyük bir saygı içerisindeler. cctv graffito.jpg

Gece hayatına geldiğimizde Londra muhtemelen bu konuda hayatınızda bulabileceğiniz en geniş yelpazeyi size sunuyordur. Onlarca klüp, pub, bar, disko, konserler her gece sabaha kadar Londra’nın 24 saat yaşayan bir şehir olduğunu suratınıza çarpıyor. Ancak publar ile ilgili önemli bir detayı vermek gerekir diye düşünüyorum. Publarda içki servisi 11’de sona erer ve gece yarısı publar kapanır. Ancak içki servisi kapanmadan 2-3 dakika önce publarda bir çan çalınır ve içki servisinin kapatılacağı müşterilere geleneksel bir yöntemle haber verilir. Bu çanı ıskalamamaya çalışın. Genelde gece klüplerinde kıyafet sorunu olmasa da bazı gece klüpler kıyafet konusunda bazı kurallara sahip. Kot pantolon yada spor ayakkabıyla girilemeyen klüplerin kapısından geri çevrilirseniz kapıdaki iri arkadaşlar “bir arkadaşa bakıp çıkıcam” numarasını yemiyor. Diğer yandan eğer homofobik bir kişiyseniz Londra’da özellikle Soho’da bu durum biraz canınızı sıkabilir. çünkü hayatlarındaki her şey gibi cinselliklerini de özgürce yaşayan insanlar oldukları için barda yanınıza gelip size asılabilecek bir hemcinsinize hazırlıklı olun. O yüzden homofobik olmayın. Herkesi sevin.

London pubsLondra açık ve net olarak dünyanın en pahalı şehirlerinden bir tanesi. Sterlin’in değerli olmasıyla birlikte insanların alım güçleri ve yaşam standartları da yüksek. Ancak İngilizler birçok ileri batı toplumu bireyinin sıkıntılarından muzdarip. Sosyal hayatlarına zaman kalmadığını, çok çalıştıklarını, çok vergi ödediklerini ve giderek robotlaştıklarını düşünen birçok İngiliz bu nedenlerle dünyanın çeşitli yerlerine göç etmeyi seçiyor. Özellikle her şeyin kurallara bağlanması İngilizlerin ülkeyi terk etmesinin bir başka nedeni. Ülkede son getirilen kurallardan biri halka açık yüzme havuzlarında simit yada kollukların bakteri riski nedeniyle ağız yoluyla şişirilemeyeceğiydi. Söylediğimiz gibi İngiliz Hükümeti ve yerel yönetimler Orwell’a saygılarını sunmaya her fırsatta devam ediyorlar. Diğer yandan Amerika’nın politikalarına sürekli yandaş olmak özellikle çok hoşlanmadıkları bir şey. Dünyanın, Britanya’yı Amerika’nın minik kardeşi olarak görmesi, Birleşik Krallık unvanı taşıyan bir ülkenin vatandaşlarını haklı olarak çok memnun etmiyor. Toplu taşıma sistemleri denilince Londra bu konuda bir mihenk taşı çünkü dünyanın ilk metrosuna sahip. Otobüs ve metro sistemleri şehirde kusursuz çalışıyor. Tüm bilgilere kolay ulaşılabiliyor. Ancak şehirde trafik ciddi bir sorun. Bu nedenle şehir merkezine giren araçlar için özel bir fiyatlandırma sistemi uygulanıyor. Londra büyük ancak yürünerek rahatça gezilebilecek bir şehir. Açıkçası taksilerin pahalı olduğunu hesaba katarsak kısa ve orta mesafelerde yürümenizi hem bütçeniz hem de sağlığınız için tavsiye ediyorum. Birde trafik ışıklarından geçerken lütfen yola bakın, bizim gibiler için hangi yöne bakmamızı söyleyen yazılar göreceksiniz yerde, çünkü ilk günlerinizde 2-3 kere araba altında kalma tehlikesi yaşayacaksınız. Ayrıca İngilizlerle trafiğin ters yönde olduğu ile ilgili bir tartışmaya girmeyin, çünkü büyük bir inatla siz arabanızı yolun yanlış tarafında sürüyorsunuz deyip tartışmayı bitirecektir. She absolutely wants to prepare my sunday morning breakfast :-)

Şehir malum “Big Brother” durumundan dolayı oldukça güvenli hatta ülkedeki polisler silah bile taşımıyorlar ama kalabalık yerlerde cebinizi, çantanızı kontrol etmeyi unutmayın. Birde şehrin bazı riskli bölgeleri var, çok işiniz gücünüz yoksa metronun 3. zone’undan dışarı pek çıkmayın. Ayrıca Hackney semti son dönemde soylulaştırmanın rendesinden geçse de halen biraz riskli olup Londra’daki Tarlabaşı olarak görülmekte.

GEZSEK GÖRSEK

Londra pahalı olduğu kadar turistik de bir şehir. Şehrin en önemli turistik bölgesi Westminster. Bu bölgede şehrin sembollerinden Big Ben ve Parlemento binası ilk göze çarpan yapılar. Hemen yakında Cabinet War Rooms’u ziyaret edebilisiniz. Thames nehrinin karşı kıyısında ise Akvaryum, London Eye, Dali Universe ve Saatchi Gallery’yi görebilirsiniz. Big Ben’in biraz ilerisinde Westminster Abbey’yi farkedeceksiniz. Bu kathedral kraliyet ailesinin tüm taç giyme töreni, düğün ve cenazelerinin yapıldığı mekan. Big Ben ve Wesminster’ı arkanızda bıraktığınızda karşınıza yeşillikler içerisinde bir yol gelecektir. Bu Buckingham sarayına giden yolda olduğunuzu ve solunuzda St. James Park’ın kaldığını gösterir. 10-15 dakikalık bir yürüyüşten sonra Buckingham Sarayının önünde olabilir ve günün belli saatlerinde yapılan nöbet değişim törenini izleyebilirsiniz.

Celebrating my 40 years in LondonTuristik aktivitelerden sıkılıp bana ne kraliçeden bana ne kiliseden diyorsanız ve cüzdanınıza güveniyorsanız size o noktadan gidilebilecek en uygun noktanın meşhur Harrods mağazası olduğunu söyleyebilirim. Harrods’a girdiğinizde mücevherler ve kıyafetler ne kadar etkileyici olsa da, en keyifli kısım Food Court denilen yemek reyonu. Bu kısımda satılan tüm ürünler dünyanın o ürün konusunda en başarılı yerlerinden taze geliyormuş. Ayrıca pastane bölümü insanın tüm duyularına hitap eden bir güzelliğe sahip. Buradan çıktıktan sonra Londra’nın en lüks ve keyifli mahallelerinden olan Chelsea ve South Kensington’ta ara sokaklara gire çıka güzel bir tur atabilirsiniz. Burada dinlenip etrafı izleyebileceğiniz birçok kafe ve restorant mevcut. Özellikle South Kensington bankacıların ve finans sektöründe çalışan birçok kişini yaşadığı yer olmasında dolayı fiyatlar biraz yüksek.

Bu mahalleleri gezdikten sonra isterseniz biraz uzanmak ve kestirmek için Hyde Park’a gidebilirsiniz. Hyde Park’ta ilginizi çekecek noktalardan biri Speakers’ Corner olabilir. Bu alan insanların bir tabure yada sandalye üstünde istediklerini anlatabildikleri ve bazen ciddi tartışmaların olduğu bir nokta. Yüksek bir yere çıkıp, toprağa basmadan konuşma geleneği ise bu alanda kraliçe bile eleştirebileceğiniz ama bunu kraliçenin toprağına basmadan yapabilmenizden geliyor. Hyde Park’da dinlenmeniz bittikten sonra birçok ilginç keşfin anlatıldığı Science Museum ve dinazor iskeletlerinin sergilendiği Natural History Museum’a bir göz atabilirsiniz. Görüldüğü üzere Londra’daki aktivitelerin ve müzelerin sonu yok. Ancak bu konuda size verebileceğim en iyi haber devlete ait müzelerin ücretsiz olması. Sadece özel müzelere ücret ödüyorsunuz.

Yukarıdaki rotayı beğenmediyseniz size başka önerilerimde olabilir. Trafalgar Meydanında National Gallery’ye göz attıktan sonra Piccadily Circus’a gidin ve şehrin günlük hayatının ortasında bulun kendinizi. Daha sonra Londra’nın ilk planlanmış meydanı ve eski bir market olan Covent Garden Market’a doğru ilerleyip Covent Garden ve Soho’nun keyfini sürün. Bu bölgeler Londra’da özellikle sanatçılar için önemli bir bölge. Şehrin kültürel ve sosyal önemli merkezlerinden. Soho’da farklı ülke mutfaklarına ait çok kaliteli ve iyi restorantlar mevcut fiyatlarda çok uçuk değil. Ayrıca bir çok müzikalin sahneye konulduğu tiyatroları ve sanat galerilerini ziyaret edebilirsiniz. Hemen Soho’nun üst kısmında Avrupanın en uzun caddesi olan Oxford Street var. Oxford Street özellikle alışveriş severler için adeta bir cennet. Birçok markanız çok büyük mağazalarını bulabilirsiniz. Oxford Street yakınlarında kesinlikle kaçırmamanız gereken British Museum var. İngilizlerin özellikle Türkiye, Mısır, Yunanistan ve birçok koloni ülkeden getirdikleri tarihi eserleri görebilirsiniz. Found objects - in British Museum

City bölgesi ise daha önce belirttiğim gibi şehrin ticaret ve finans merkezi. Bu duruma rağmen şehrin çok önemli turistik sembolleri bu bölgede bulunuyor. Meşhur Tower Bridge ve Tower of London en önemli yapılar. Tower of London uzun bir süre boyunca İngiliz Kralları ve Kraliçelerinin yaşadığı bir saraymış. Hatta gün içerisinde o dönemdeki günlük hayatı anlatan çeşitli ufak teatral etkinlikler var bahçede. Yine St. Paul’s Cathedral bölgenin önemli adreslerinden biri. 2. Dünya Savaşından sağlam çıkarak İngilizlerin ve şehrin direniş sembolü olmuş.

Nehrin diğer yakasında ise bana göre şehrin en önemli ve keyifli müzesi olan Tate Modern bulunuyor. Katedralden Tate Modern’e gitmek için Millenium Bridge’den geçmeniz gerekiyor. Tate Modern’in eşsiz modern sanat koleksiyonunu burada anlatmak yetersiz geleceği için lafı uzatmadan müzeyle ilgili bir tavsiye veriyorum. Eski bir elektrik santraline kurulmuş müzenin 4. katında bulunan kafeteryanın harika bir balkonu var. Çay ya da kahvenizle ve lezzetli çikolatalı brownilerle balkona çıkıp muhteşem bir Londra manzarası izlemeyi sakın kaçırmayın. Hatta bir sandalye çekip o manzaraya karşı Morrissey dinleyebilirsiniz.

Giant Spider Sculpture "Maman" by Louise Bourgeois at Tate Modern Art Gallery, LondonGelelim şehrin giderek turistik olsa da orijinalliğini koruyan en orijinal semtine: Camden Town. Camden Town hayatınızda belki görebileceğiniz en marjinal altkültür tiplerini barındırıyor. Onlarca 2. el ve harika aksesuar dükkanlarına sahip kocaman bir açık hava pazarı belki de bir panayır demek daha doğru olur. Geçen aylarda geçirdiği büyük yangına rağmen Camden Market’de emin ki herkes kendine göre bir şeyler bulabilir. Ayrıca bu bölgede kolaylıkla, ucuza yiyecek farklı lezzetler bulabilirsiniz. Özellikle ayaküstü atıştırıp zaman kazanmak isterseniz Camden Market’in girişinde birçok seçenek var. Bununla birlikte Camden rock barlarıyla da çok meşhur olan bir bölge. Tanıdığımız birçok ünlü İngiliz grup ve şarkıcı Camden’ın sokaklarından geçmiş.

Londra’nın birazcık arka taraflarını görmek isterseniz ve 2. el kıyafetlere meraklıysanız sakın Camden’sız bitirmeyin seyahatinizi. Mutlaka ve mutlaka nehrin 2 kıyısından gece yada gündüz yürüyün üşenmeyin, hem şehri genel olarak göreceksiniz hem de yol boyunca çok hoş manzaralarla karşılaşacaksınız. Eğer şehirden sıkılırsanız ve biraz metropol havasından çıkmak isterseniz Greenwich ve Wimbledon sizi bekliyor olacak. Özellikle Greenwich sakin yapısı ve huzurlu mekanlarıyla iyi bir kaçış mekanı. Öte yandan son yıllarda Shoreditch açılan yeni mekanlar, sanat galerileri, lokantalarla beraber revaçta olan bir bölge. Eskiden suç oranının yüksek olduğu tekinsiz bir semtken şu anda sokaklarında muazzam graffitilerin olduğu ve hipsterların fink attığı bir yer olmuş. Yine özellikle öğrenci tayfası arasında popülerleşen Clapham da ziyaret edilebilir. Shoreditch High Street

Eğer Londra’ya gelmişseniz olmazsa olmazlardan biri de müzikal seyretmektir. Bazısı onlarca yıldır sahne alan dünyaca ünlü müzikalleri çok pahalı olmayan fiyatlara izlemeniz mümkün. Özellikle son dakika biletlerini takip ederseniz çok uygun fırsatlar yakalamanız olası.

Son olarak futbol. Bu konuda İngilizlerin tutkusunu anlatmama pek gerek yok sanırım. Dünyanın ekonomik olarak en güçlü ve en çok izlenen ligine sahip olan ülkede, Londra, Premier League’de Arsenal, Chelsea, Tottenham Hotspur, Fulham ve West Ham olmak üzere 5 takıma sahip. Bu takımlardan bazılarının stadları maç günleri dışında ziyaret edilebiliyor. Eğer Londra’da bir futbol maçı izleme şansınız varsa, bu zevki tutkulu İngiliz taraftarlarla birlikte mutlaka yaşayın.

YESEK İÇSEK

İngiltere ve güzel yemek kelimelerini bir arada görmek size garip geldi biliyorum. Ancak Londra bu vaziyeti akıllıca kullanarak durumu lehine çevirmiş ve dünyanın en iyi mutfaklarının en iyi ustalarını şehirde toplamış. Londra’da her akşam dünyanın birçok farklı ülkelerinden lezzetleri tadabilirsiniz. Japon, Türk, İtalyan, Fransız, Thai gibi çok farklı mutfaklar Londra’da çok iyi temsil ediliyor. Ancak belirtmek gerekir ki özellikle hafta sonları ve Cuma akşamları rezervasyonsuz bir yerde yemeğe çıkmak hatası size en erken saat 10 civarında boş masa bulabilmekle sonuçlanabilir. Gitmeye karar verdiğiniz restorana rezervasyon yaptırmanız sizin için daha rahat olacaktır. Özellikle Soho ve South Kensington çok keyifli, lezzetli ve orijinal restoranlar bulabilirsiniz. Ayrıca neredeyse her sokakta bulabileceğiniz pubların çoğunda da yemek servisi yapılabiliyor. Öte yandan Londra’ya kadar gelip İngilizlerin milli yemeği olan Fish& Chips yemeyi unutmayın.

Birds eye view

Kahvaltı için Shoreditch’deki Albion güzel bir adres. Yok ben kendim hazırlayacağım derseniz içinde ufak da bir market bulunuyor. Sokak yemeklerinden vazgeçmeyenler için Borough Market doğru adres olacaktır. Her stantta yapılabilecek yiyecek tadımları peynir çeşitleriyle başlayıp etli sıcak sandviçlerle devam edebilir. Fish&Chip içinse Poppies denenebilir. Meksika mutfağına düşkünler içinse Wahaca bir başka adres.

İçkiler konusunda özellikle viski ve biranın öne çıktığını söyleyebilirim. Ancak benim tavsiyem Strongbow’u denemeniz. Bu içkinin çeşidi Cider olup alkol oranı biraz daha yüksek ve hafif tatlı ekşi bir tadı var. Diğer yandan Ale dedikleri siyah birayı da deneyebilirsiniz. Bira için ölçüleri Pint (66 cl) yada half pint’tır. Londra deneyebileceğiniz bazı publardan biri Queensway’deki Prince Alfred. Burada samimi bi ortam bulabilirsiniz. Kendi biralarını üreten Brewdog da başka bir alternatif. Son olarak da Covent Garden’daki Porterhouse mahzenimsi ortamı ve kendi biralarıyla başka bir seçenek olacaktır.

YATSAK UYUSAK

Kötü haberi hemen vereyim Londra hosteller konusunda çok cömert bir şehir değil. Size tavsiyem özellikle yaz döneminde boşalan öğrenci yurtlarına müracaat etmeniz. Özellikle LSE gibi okulların bazen yazın açık yurt odası kontenjanları olabiliyormuş. Eğer şanslıysanız arkadaş, akraba veya arkadaşın arkadaşının arkadaşı gibi olanaklar yaratın ve bir evde kalmayı deneyin.

İZLESEK ÖĞRENSEK

Match Point

Football Factory

Lock, Stock and Two Smoking Barrels

V for Vendetta

Nineteen Eighty-Four

Londra Top5 List

1- Tate Modern

2- Camden Town

3- Soho

4- Hyde Park

5- Covent Garden

*Yazıda kullanılan fotoğraflar başkalarına aittir.

Share

You May Also Like

3 comments on “Londra

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *