, ,

Montréal

NEDİR NE DEĞİLDİR

Avrupa’nın sanat, gastronomi gibi tüm iyi huylarını alın, içine bolca Kuzey Amerika medeniyeti koyun ve bu harcı çok kültürlülükle birleştirip içine iyi insanları serpiştirin. Ortaya çıkan şehre Montreal diyebilirsiniz.

Montreal’i anlamak için öncelikle içinde bulunduğu eyalet olan Quebec’i biraz anlamak gerekiyor. Kanada’nın en nevi şahsına münhasır eyaletinden bahsediyoruz. Resmi dil Fransızca. Bunun temel nedeni ilkin bir Fransız sömürgesi olan Kanada’daya gelen çoğu Fransız’ın bu bölgeye yerleşmiş olması. Sonrasında ise tabiyetine geçtikleri Birleşik Krallığa tepki olarak kültürlerinden ödün vermeden bunu korumaya karar vermişler. Bu konuda o kadar kararlılar ki arada bir Kanada’dan ayrılıp bağımsız Quebec’i kurmak için referandum bile yapıyorlar. Şu ana kadar muvaffak oldukları görülmedi. Ancak 1995’deki referandumda red oylarını %50,6’ya kadar düşürülebildiler. Eyalette Fransız kimliği ve Quebec nüfusunun arttırılması yerel yönetim tarafından o kadar önemseniyor ki çocuk sahibi olacaklara çok büyük yardımlarda bulunuluyor. Toronto’da aylık kreş maliyeti 1500 Kanada doları civarındayken, Montreal’de devlet desteğiyle 300 dolara kadar düşürülmüş.

Kanada’daki bu Fransız, Anglosakson karışımı çok kültürlü durum tarihsel nedenlere dayanıyor tamamen. Aslında bölgeye ilk ulaşan Avrupalı grup Vikingler. Bu durum 1000’li yıllara tekabül etse de gecici olup, herhangi bir yerleşim kurulmuyor. Fransız kaşif Jaques Cartier’in 1642’de Atlantik’deki soğuk havadan kaçmak için St Lawrance Nehrine girmesiyle Montreal’in modern tarihi başlıyor. Daha öncesinde sadece yerli grupların yaşadığı coğrafya kürk ticaretiyle hızla önem kazanıyor. En kuvvetli yerli grup olan Iroquisler direniş gösterse de bölge 1763’e kadar Fransız egemenliğinde kalıyor. Ardından gelen Birleşik Krallık oluyor. Amerikan Devriminde Quebeclilerin de destekleriyle Amerikalılar tarafından işgal ediliyor. Bir süre anonim statüsünde varlığını sürdüren Montreal, Quebec’in eyalet olarak Kanada Konfederasyonu’na katılmasıyla otonom federasyonun bir parçası oluyor.

Bu süreçte İlk Uluslar adı verilen yerlilerin durumlarından da bahsetmek gerek. 19. Yüzyıl sonlarında yerliler kilisenin de büyük desteğiyle Britanya kontrolündeki federasyonda sistematik ırkçılık ve asimilasyona uğramışlar. Yerli çocuklar Kanada Katolik Kilisesi ile Kanada Anglikan Kilisesi tarafından oluşturulan yatılı okullarda kendi kültürlerinden uzaklaştırılmış, cinsel ve fiziksel tacize maruz kalmış. 20 yüzyılın sonlarına doğru bu okullarda yaşananlar ortaya çıkınca okullar kapatılmaya başlanmış ve devletten en üst düzeyde özür dilenmiş. Şu anda yerlilerin nüfusa oranları %4,5 civarında. En büyük sorunları ise topluma adaptasyon, işsizlik ve alkol/madde bağımlılığı. Neyse ki son yıllarda yerlilerin kültürleri turistik değerleri nedeniyle de devlet tarafından korunmaya başlanmış.

Montreal, 1. Dünya Savaşı sonrası ABD’deki alkol yasaklarında sınıra yakınlığı nedeniyle bir günah şehrine dönüşüyor. Ancak 50’lerde oraya çıkan ve şehrin ulaşım ve kent planlaması açısından modernizasyonunu gerçekleştiren Jean Drapeau sayesinde bugün ki haline geliyor. 30 sene boyunca valilik yapan Drapeau döneminde Badi Ekrem’in katılımıyla şenlenen 1976 Yaz Olimpiyatları ve Expo gibi önemli organizasyonlar üstleniliyor. Bununla beraber şehir dünyadaki en büyük caz festivali olan Montreal Caz Festivaline de 1980’den beri ev sahipliği yapıyor.

İnsanlar ise klişe soğuk ve mesafeli şehirli Kuzey Amerikalı karakterler yerine sıcak, sempatik ve yardımseverler. Ağırlıklı olarak hava durumunu kullanarak muhabbeti açıp, bolca sohbet edip, sizi saygıyla dinliyorlar. Üstelik her dükkan veya lokantada çalışanlar mutlaka menfaat gözetmeden, içten gelerek size hatır soruyor. Ülkedeki bireysel ilişkiler iyi niyet ve güven üzerine kurulmuş. Tüm bu sıcaklığa rağmen kişisel alana kesinlikle bir müdahale söz konusu olmuyor.

Montreal ülkenin gece hayatı en hareketli şehri denebilir. Avrupalı köklerinden midir bilinmez özellikle haftasonları pek canlı hale geliyor. Casa del Popolo indie severler için salaş bir bar. Geç saatte ilginç tipler olabiliyor. Bar Barmacie adından anlaşılabileceği gibi eczane konseptiyle, ağzınıza içkileri tüple dayıyorlar. Dieu du Ciel kendi biralarını yapan güzel bir birahane. Bir de alternatif bar olarak Big in Japan var. Dünyanın en önemli caz şehirlerinden birinde olunca caz kulüpleriyle ilgili beklenti de yüksek oluyor haliyle. Bazılarında kıyafet mevzusuna dikkat edilse bile bana öyle bir durum denk gelmedi. Dièse Onze, 7 gün canlı müzik olan, ufak, sempatik ve yemek de servis edilen iyi bir caz kulübü. Onun alternatifi ise Upstairs olabilir. Blues severler içinse Bistro à Jojo 1975’den beri haftada 7 gece canlı müziğin olduğu bir blues barı.

Montreal hem sakin hem de güvenli bir şehir. Suç oranı Kanada’nın genelinde zaten düşük. Her sokakta huzurla dolaşabilirsiniz. Kahvelerde veya barlarda insanlar sipariş vermek için kalktıklarında çantasını, eşyalarını bırakıp rahatlıkla masadan uzaklaşıyor. Siz de bu rahatlığı şaşkınlıkla izliyorsunuz. Bazı bölgelerde bolca evsizle karşılaşsanız da neredeyse tümü zararsız ve kendi halinde takılıyorlar. Üstelik bir talepleri varsa çok kibarca dile getiriyorlar. Ulaşım için iyi çalışan bir toplu taşıma sistemi bulunuyor. Üstelik şehirdeki çoğu şey yürüyerek ulaşılabilir durumda.  Tabi kışın -40’lara varan hava sıcaklığında ne kadar yürüyebilirseniz.

GEZSEK GÖRSEK

Montreal’i iki bölgeye ayırabilirsiniz. Doğusu daha Fransız etkisindeyken batı kısmında Anglosakson kültürün daha baskın olduğunu göreceksiniz. Şehri dolaşmaya eski şehirden başlayabilirsiniz. Eski şehir, Fransız yerleşimcilerin ilk yerleştikleri alan. Bu nedenle kolonyal eski mimari örneklerini bulabilirsiniz. Sokakları turlayıp Place Jacques Cartier ve civarını arşınladıktan sonra eski limana doğru ilerleyebilirsiniz. Eğer ziyaretiniz kış ise burada oluşturulan açık buz pateni pistinde kaymayı deneyebilirsiniz.

Eski limanda biraz ilerledikten sonra Montreal Bilim Merkezi’ne ulaşabilirsiniz. Burada teknolojik dürtülerinizi biraz törpüledikten sonra şehrin en bilinen sembolü Notre Dame Bazilikasını ziyaret edebilirsiniz. Ardından Montreal’in modern mimari simgelerinden biri olan Habitat 67’yi görmek için yeniden sahile inebilirsiniz.

Eski şehrin biraz doğusuna doğru doğru ilerlerseniz binalar yükselecek ve modernleşecektir. Böylece Montreal’in iş merkezini oluşturan Downtown bölgesi varmış olacaksınız. Downtown’da yıl boyu birçok enteresan sergiye ev sahipliği yapan Güzel Sanatlar Müzesini ziyaret edebilirsiniz. Modern Sanatlar Müzesi de bu bölgede bulunmakta. Teknolojik sanatlara meraklılar içinse Société des Arts Technologiques (SAT) kaçırılmaması gereken bir adres. Dilerseniz Çin Mahallesi’nde de turlayabilirsiniz.

Şehri tepeden izlemek için biraz zahmetli ama çok keyifli bir yolsa Montreal Parkı’nda ağaçlar arasında dolaşa dolaşa Mont Royal’e tırmanmak. Bu tırmanış esnasında eğer mevsim kış ise yanınızda cross-country kayaklarıyla insanlar geçecek; şaşırmayın. Kış sporları Kanadalıların hem seyir hem de yapmak açısından favorileri. Şehri tepeden izledikten sonra yine yürüyerek Montreal’in en karakteristik semtlerinden Plateau’yu dolaşabilirsiniz. Orjinalinde bir işçi bölgesi olan semt 1970’lerden sonra sanat sepet eşrafının gelmesiyle renkleniyor. Günümüzde her Montreallinin burada yaşamak istediği iddiası var. Alışveriş meraklıları için bolca vintage, ikinci el kıyafet mağazası bulunuyor. Plateau şehrin kahve tarlası. Keyifli bir çok kahve dükkanında vakit geçirip soluklanabilirsiniz. Bunlardan Cafe Replika pek sempatik bir mekan.

Şehrin başka revaçta semti de Mile End. Hatta Mile End için yeni Plateau deniyor. Özellikle öğrenciler burayı daha tolere edilebilir fiyatlara sebebiyle tercih ediyorlar. Mile End’de bulunan Cafe Olimpico oturup semt sakinlerini gözlemek için ideal. Birbirine laf atan komşular, hokeyden dönen ahbaplar ve niceleri lezzetli kahveye eşlik ediyor. Şehrin günlük alışkanlıklarını görmek içinse Mile End’e yakın renkli Jean Talon pazarında zaman geçebilirsiniz. Şehrin en hareketli semti ise Quartier Latin&The Village bölgesi. Burada bol miktarda müzik dükkanı, kahve, bar, lokanta ve bistro bulunuyor. Özellikle caz festivali zamanları pek hareketli olan semt ayrıca Montreal’in gay topluluğunun merkezi. Onur yürüyüşü de bu bölgede yapılıyor.

Montreal’in sert kışı nedeniyle bir de yer altında dev bir yaşam kurulmuş durumda. Metroyla entegre olarak oluşturulmuş bu alışveriş ve yaşam alanlarının genel adı Reso. Kışın insanlar genelde burada vakit geçiriyorlar. Kış sporları meraklıları için Montreal’e yakın pek çok kayak merkezi bulunsa da 2 saat mesafedeki Mont Tremblant mesafeye değecek bir merkez. Kanada’nın başkenti, butik şehir olarak tanımlanan Ottawa da Montreal’e 2,5 saat mesafedeki başka bir alternatif.

YESEK İÇSEK

Montreal içerisinde bulundurduğu onlarca farklı ulustan mutfak anlamında beslenmeyi çok iyi bilmiş. Tahmin edileceği üzere öne çıkan mutfak Fransız mutfağı. Şehirde bunun iyi örneklerinden biri l’Express. Şık bir Fransız bistrosu olan mekan özellikle akşam yemekleri için ideal. Balık çorbaları baya iyi. Şarabını kendin getir mottolu bir et lokantası olan O’Thym’in de fillet mignonu o kadar meşhurmuş ki millet New York’tan et yemeye arabaya atlayıp geliyormuş.

Quebeclilerin bizim yemeğimiz diye gururla bahsettikleri yemek ise Poutine. Kızartılmış patatesin üzerine çeşitli malzemelerin eklenmesiyle oluşturulan yemek oldukça doyurucu. Şehirde 24 saat hizmet veren La Banquise ise Poutine yemek için en doğru adres.

Montreal’de en meşhur yemek faaliyeti ise içerisinde sadece füme et ve hardal olan sandviçler. Plateau’da Romanya’dan göçen Musevi bir aile tarafından 1928’de kurulan Schwartz’s biraz turistik olsa da muazzam bir lezzet sunuyor. Zaten kapısındaki sıraya sandviçten aldığınız ilk lokmada hemen anlam veriyorsunuz. Sandviçler sadece Montreal’de değil tüm Kanada’da çok meşhurlar. Eski liman bölgesindeki Olive&Gourmando da lezzetli sıcak panini sandviçler yapıyor.

Şehrin bir başka yemek geleneği ise La Maison du Bagel-St-Viteur’den sabah alınan bagellar ile Mile-End kahvelerinde yapılan kahvaltılar. Meşhur bagel dükkanından krem peynir ve somon da alarak bir kahveye oturabilir, ki tercihen Olimpico, yanına içeceğinizi aldıktan sonra mahalle sakinleri gibi kahvaltınıza başlayabilirsiniz. Akçaağaç şurubu da Quebec’in en önemli ürünlerinden bir tanesi. Evde pancake yapıyorsanız bir şişe satın alabilirsiniz.

YATSAK UYUSAK

Montreal çok fazla sayıda ortalama fiyatta konaklama imkanı sunmuyor. Ya pahalı oteller ya da hosteller ağırlığı oluşturuyor. Kaldığım Auberge Saint Paul Montréal çalışanları olsun, ortamı olsun sempatik ve temiz bir hostel. Üstelik sabah idare edecek bir kahvaltıları da var.

İZLESEK ÖĞRENSEK

C.R.A.Z.Y.

Les Invasions Barbares

Polytechnique

Montreal Top5 List

1- Mile End

2- Plateau

3- Montreal Parkı

4- Schwartz’s

5- Mont Tremblant Kayak Merkezi

Share

You May Also Like

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *