, ,

Paris

NEDİR NE DEĞİLDİR

Turistik fetiş haline gelen bir darphane mi; yoksa farklı felsefi akımların doğum yeri olması, sürgün edilen siyasal muhaliflere kucak açması veya modern dünya sanat tarihini şekillendirmesi gibi özellikleriyle Avrupa’nın entelektüel başkenti mi? Paris ile ilgili bu soruların cevabını vermek gerçekten çok zor.

Şehir merkezindeki nüfus 2 milyon civarında olsa da banliyöleri ile 12 milyonluk bir şehirden bahsediyoruz. Sanırım aradaki büyük rakamsal fark, Paris’in meşhur banliyölerindeki sorunların büyüklüğü ile ilgili de bir izlenim oluşturabilir. Tahmin edersiniz ki bahsettiğim sorunlar artan croissant fiyatları değil birçok Avrupa ülkesinin de hoşgörüsüzlüklerini güçlendirmek için kullandıkları göçmen sorunu. Fransızların da uzun zamandır tartıştığı ve ülkede ki en önemli iç politik konulardan biri olan göçmen sorunu özellikle bizim ilgimizi 2005 ve 2007 yıllarındaki banliyö isyanlarıyla çekmişti. Şehirden trenlerle 2 saat civarı süren bir yolculuk sonrası ulaşılabilen bu yaşam alanları, bakımsız ve soğuk blok apartmanlardan oluşuyor. Öte yandan Charlie Hebdo dergisine yapılan baskın ve sonrasında yaşananlar da özellikle Fransa’daki göçmen sorununa toplumun tekrar dikkatinin çekilmesine neden olmuş. Fransız toplumu bu cani saldırıya tüm sertliğiyle tepki gösterirken aynı zamanda kendine “biz nerede hata yapıyoruz” sorusunu da sormaya başlamış.

P1050078

Özellikle Kuzey Afrika ülkeleri ve Fransa’nın diğer eski sömürgelerinden gelen göçmenler bu banliyölerde çok kötü şartlara ve devletin pek sıcak olmayan tutumuna rağmen yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Yaşamlarını sürdürmeleri için ihtiyaç duydukları parayı kazanmak için şehir merkezine gitmeleri nedeniyle gün bu göçmenler için oldukça erken başlıyor ve büyük bir çoğunluk sosyal bir güvencesi olmadan, kaçak olarak ve zor iş koşullarında çalışıyor. İnsanların sosyalleşebilmeleri için pek olanağın olmadığı bu banliyölerde suç oranının tahmin edebileceğiniz gibi yüksek olması da başka bir sorun.

Diğer yandan Paris’in merkezinde yaşayan insanlarında banliyöler kadar olmasa da sıkıntıları var. Öncelikle Parisliler şehrin son 20 yılda uğradığı turist istilasından sıkılmış durumdalar. Gündelik hayat rutinlerinin bile kısmen değişmesine neden olan bu durum, kira ve alım güçlerini de etkilemeye başlamış. Anlayabileceğiniz gibi Paris’de özellikle merkezi mahallelerde kiralar çok yüksek ve yaşam oldukça pahalı. Diğer yandan trafik ve şehirdeki kalabalık başka bir sorun. Özellikle ağustos ayında şehirde yoğunlaşan turistler nedeniyle çoğu Fransız şehri terk edip tatile çıkmayı tercih ediyor. Açıkçası turistler de bu durumdan çok memnun değil. 2 saate kadar çıkan müze kuyrukları, ellerinde dijital kameralarla gördükleri her şeyi fotoğraflayanlar, sıcak ve havalandırması yetersiz olan metroda sıkışık yolculuklar gibi durumlar artık Paris’in özellikle yazları sıradan günlük manzaraları haline gelmiş durumda.

Untitled

Paris’i ziyaret etmekle ilgili duyacağınız en büyük klişe muhtemelen Fransızların sorunuzu İngilizce dinleyip size Fransızca cevap vermeleridir. Ancak yukarıda bahsettiğim turizm dalgası sonucunda bu durum azalmış. Bu azalma Fransızların oldukça güçlü olan şovenizmine de yansımış durumda. Eskiden Fransa’nın dünyanın en güçlü ülkesi, Fransız kültürünü en baskın ve en güzel kültür, Fransızcayı ise en yaygın dil zanneden Fransızlar artık kendilerinin daha farkında olarak olaylara yaklaşıyorlar.

Fransızların ulusal alışkanlıkları olan grev yapmak ise özellikle bahar aylarında karşınıza çıkıyor. Sosyal hakları konusunda pek hassas olan Fransızlar ellerine geçen her fırsatta grev yapıyorlar, zaten Paris’de yaşayanlar bu duruma alışkın bir şekilde hayatlarını sürdürüyorlar. 1968 Mayısındaki öğrenci hareketlerinin doğum yerinde sendikalar ve sivil toplum örgütleri halen oldukça güçlü.

Mai '68Gece hayatıyla ilgili özellikle elektronik yada etnik müzikten hoşlanıyorsanız Paris sizin için oldukça cömert davranıyor. Diğer yandan şehirde birçok caz bar mevcut. Eğer Fransızca biliyorsanız şehirdeki aktiviteler ile ilgili dergiler mevcut. Grev olmadığı sürece toplu taşıma aksamadan işliyor. Paris’in metro haritası ilk göz attığınızda gerçekten biraz ürkütücü. Ancak hatlara renkler ve numaralar verilmiş ve her yerde yönlendirme işaretleri var. Gideceğiniz istikameti ve o hattın rengini takip etmek yapmanız gereken tek şey. Öte yandan otobüs hatlarının bazıları ring seferleri yapıyorlar ve 1-2 saat civarında kısa bir Paris turu atıyorlar. Bu hatlara binip ucuza bir Paris turu atıp hem de dinlenebilirsiniz. Ancak benim önerim tabanlarınıza güvenip şehri olabildiğince yürüyerek gezmeniz.

Paris Metro light and shade

Paris genel olarak güvenli bir şehir. Ama geceleri özellikle garların etrafının pek tekin olmadığını söyleyebilirim. Metro yada müze kuyrukları gibi kalabalık ve turistik yerlerde her zaman dikkatli olup ceplere ve çantalara dikkat etmeyi unutmayın.

GEZSEK GÖRSEK

Paris’i gezerken önceliklerinizi belirleyip, iyi bir plan üzerinden yola çıkmanızı tavsiye ediyorum. Özellikle müze gezmeyi seven biriyseniz 160 civarında irili ufaklı birçok müzenin bulunduğu bir kente gittiğinizi hatırlatayım. Paris’i gezmeye Quartier Latin’den başlayabilirsiniz. Rue de Monge’daki eski Roma Arena’sına göz atıp ara sokaklardan yürüyerek Pantheon’a doğru kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz. Pantheon’un ihtişamını ve Fransızların yazar ve düşünürlerini öldükten sonra nasıl onurlandırdığını gördükten sonra Sorbonne Üniversitesinin binalarının arasından Luxembourg Parkına ulaşabilirsiniz. Parkın içinde gördüğünüz tek bina Fransız senatosu olup Fransızların hem senato hem de ulusal bir meclisleri olduğunu belirteyim. Parkta dinlenip pétanque oynayan yaşlı Fransızları izledikten sonra 1968 öğrenci hareketlerinin en şiddetli gösterilerine ev sahipliği yapan St. Michel bölgesine doğru yürüyüşe geçin. St. Michel meydanında Paris’in en meşhur kitapçılarından Shakespeare’i mutlaka ziyaret edin. Ufak bir sahaf dükkanı görüntüsünde olan bu kitapçı Paris’de yaşayan yazarların ve birçok entelektüelin sık sık uğradığı bir mekan. Seine nehrini geçip meşhur Notre-Dame kilisesini gezebilirsiniz tabii metrelerce uzayan turist kuyruğuna girmeyi gözünüz kesiyorsa.

Facade, Latin Quarter, ParisEğer bu kadar turistik olmayalım bu Parisliler ne yer ne içer gün boyu derseniz St. Germain bulvarında mağazalara bakarak kısa bir yürüyüşten sonra St.Germain des Prés bölgesine uğrayın ve Paris’in meşhur kafelerinin kucağında bulun kendinizi. Özellikle güzel havalarda sokaklara kadar taşan kafelerde uzunca süre oturup insanları gözlemlemeniz mümkün. Ardından Seine rıhtımına inerek Musée d’Orsay’a doğru ilerleyip Renoir, Van Gogh gibi ressamların önemli eserlerinin sergilendiği müzeye bir göz atabilirsiniz. Orsay müzesinin yakınlarında ünlü heykeltıraş Rodin’in şu anda müze olarak kullanılan evini de ziyaret edebilirsiniz.

Paris’e gelip muhtemelen Eyfel kulesini görmeden dönen kimse yoktur. Ancak Eyfel kulesine çıkıp harika Paris manzarasını izlemek sandığınız kadar kolay değil. Öncelikle Eyfel kulesine çıkmak niyetiniz varsa uykunuzdan feragat edip mutlaka erken yollara düşmeniz lazım sabah saat 9’dan geç giderseniz kuyrukta bekleme süreniz yaklaşık 1-1.5 saat civarı olacaktır. Ama merak etmeyin yukarı çıkıp manzarayı gördüğünüzde sırayı beklediğinize pişman olmayacaksınız. Aşağı inerken merdivenleri kullanmanız çeşitli katlarda kulenin yapılışıyla ilgili ilginç bilgileri edinmenize yarayabilir. Diğer yandan gündüz kadar gece Eyfel’den şehri izlemek büyük keyif. Öte yandan kuleyi ziyaret ettiğinizde göreceğiniz büyük yeşil alanda akşamları Eyfel’in ışıklarını izleyerek şarap içmek size tavsiye edebileceğim bir opsiyon. Ancak içkinizi önceden bir marketten temin etmenizi öneriyorum çünkü kulenin civarında aynı içkileri 3 katı para ödeyerek almak zorunda kalabilirsiniz.

Paris #33 prescan

Seine nehrinin üst tarafında Bastille meydanında Fransız Devriminin kanlı günlerini anımsadıktan sonra kısa bir yürüyüşle parisin en eski meydanı olan Place des Vosges’a ulaşabilirsiniz. Bu hoş binalardan biri ünlü Fransız yazar Victor Hugo’nun evidir. Ardından yine kısa mesafede bulunan Picasso müzesine gidip dünyadaki en büyük Picasso koleksiyonlarından birini gezebilirsiniz. Yine yakın mesafede ilginç mimarisi ve ilginç sergileriyle Paris’in modern sanat hayatındaki en önemli merkezlerinden olan Le Centre Pompidou’yu ziyaret edebilirsiniz.

Niki saint Phalle,  Centre Pompidou (Paris)Louvre müzesi Paris’in en önemli sembollerinden biri. Ancak müzenin koleksiyonu o kadar zengin ki depolarındaki eserleri sergilemek için Fransa’nın Lens ve Birleşik Arap Emirliklerinin Abu Dabi şehirlerinde birer müze daha açılması planlanıyor. Bahçesindeki dev cam piramidin içerisinden adım attığınız müzede zaman kavramınızı ağrıyan bacaklarınızla tekrar hatırlıyorsunuz. Size önerim müzenin hepsini koşar adımlar ile dolaşmak yerine Mona Lisa gibi çok temel eserlere veya ilginizi çeken bölümlere yönelmeniz. Müzeden çıktıktan sonra karşınıza sarayın bahçesi olan Le Jardin des Tuileries çıkacak. Burada biraz dinlenip serinleyebilirsiniz. Devam ettiğinizde bahçenin sonunda Concorde Meydanına varacaksınız. Bu meydanda gördüğünüz dikilitaşlar ünlü Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa tarafından hediye edilip Mısırdan getirilmiş. Ayrıca meydanda Fransız Devrimi sırasında birçok idamın gerçekleştirildiği söylenmekte.

Concorde meydanını arkadanızda bıraktığınızda ise ünlü Champs-Elysées’nin başına geliyorsunuz. Belirtmek gerekir ki Champs-Elysées’de dolaşırken moda dergilerinden fırlamış gibi dolaşan insanlar göremeyeceksiniz. Ama Planet Hollywood gibi özellikle Amerikan turistleri yolmalık mağazaları bulabilirsiniz. Bu uzun bulvarın sonunda La Place Charles-de-Gaulle denilen ve Haussmann’ın Paris’i Paris yapan yeniden inşa planının imzası gibi duran meydana geldiğinizde Arc de Triomphe’yi (Zafer Takı) göreceksiniz. Zaten Paris’de gördüğünüz ve şehrin en önemli özelliklerinden olan aynı standartta inşa edilmiş binalarda bu planın bir sonucu. Lütfen caddenin ortasında Zafer Takıyla fotograf çektirirken ezilmemeye özen gösterin. Haussmann’ın bu planının yapılıp uygulanmasının temel nedenlerinden biri de Paris komününde dar sokaklara giremeyen kolluk kuvvetlerine herhangi yeni bir halk isyanında şehir sokaklarına müdahale edebilecek alan açmakmış.

Champs-Élysées | Arc De Triomphe View

Paris’in kaçırırmaması gereken yerlerinden biri Montmartre ve burada bulunan Sacre-Coeur kilisesi. Yine bu tepede kilisenin arkasındaki ara sokaklarda birçok sokak ressamı ve renkli bir ortam bulabilirsiniz. Montmartre’dan sonra Pigalle’e inip kısa bir yürüyüşten sonra Moulin Rouge’u ziyaret edebilirsiniz.

Paris’in modern yüzünü görmek isterseniz La Défence bölgesini ziyaret edebilirsiniz. Birçok işmerkezi ve gökdelenin bulunduğu bu alanda birde modern Zafer Takı mevcut. Bu alanın şehrin dışına doğru kurulmasının en büyük nedeni gökdelenlerin Paris’in karakteristik yapısının bozulmasından korkulması. Öte yandan şehrin dışında 14. Louis’nin yaptırdığı Versaille Sarayı ziyaret edilebilecek başka bir alternatif.

Paris’i farklı bir açıdan görmek isterseniz Seine nehri üzerinde yapılan tekne turlarına katılabilirsiniz. Bazı tekneler kesintisiz turlar yaparken, bazılarına belirli duraklarda inip binebiliyorsunuz.

YESEK İÇSEK

Fransız yemekleri bölgeden bölgeye çok farklılık gösteriyor, ancak Paris’de bu yemeklerden örnekleri bulabilmeniz mümkün. Özellikle Paris dışarıda yemek yeme kültürünün çok gelişmiş olduğu bir şehir. Genelde insanlar evlerinde yemek pişirmek yerine dışarıda yemeyi tercih ediyor. Fransız yemeklerinin yanı sıra Arap, Türk ve Uzak Doğu mutfağına dair birçok seçeneğiniz var. Fransızların ne yerlerse yesinler olmazsa olmaz kuralı şarapları. Hatta dünya üzerinde alkol bulabileceğiniz tek fast food zincirleri Fransa’da. Bir markete girdiğinizde su fiyatlarının bazı şaraplardan pahalı olması durumun ciddiyetini kavramanıza yardımcı olabilir belki de. Özellikle akşamları Seine nehrinin rıhtımında şaraplarını alıp eğlenen birçok gruba rastlayabilirsiniz. Güzel Fransız yemekleri yemek için size önerlerim Place Monge metro istasyonuna yakın sarımsak soslu salyangoz yiyebileceğiniz, yazları ortamı pek keyifli olan La Vieille Tour; 100 yıldan fazladır hizmet veren ve Fransız mutfağının iyi örneklerini tadabileceğiniz Bouillon Chartier; şehrin önemli bistrolarından Le Cornichon ve yine şnemli lokantalardan olan l’Ami Jean.

Escargot

Fransızların en önem verdikleri içeceklerden biri de kahveleri. Kahve Fransızlar için özellikle sabahları olmazsa olmazlardan. Hatta çok yaşlı Fransızların sabahları kahve ve şarap karışımı bir içecek içtikleri söyleniyor. Ancak bu gelenek yerini sert espresso’lara bırakmış durumda.

YATSAK UYUSAK

Paris konaklama konusunda size birçok alternatif sunuyor. Mutlaka herkes bütçesine göre bir alternatif bulabilir. Ancak şehrin çok dışındaki yerlerde kalmamanız geceleri çıkıp dolaşabilmeniz için avantaj olabilir. Ben daha önce Young & Happy’de kaldım. Çalışanlar oldukça yardımcı ve ortam keyifli. Ama hostelde kalmak tercihiniz değilse ve bütçeniz biraz daha genişse Hotel des Arénes’i tercih edebilirsiniz. Bu iki seçenek de Quartier Latin bulunuyor. Diğer yandan Paris’e gidecekseniz rezervasyonlarınız için elinizi çabuk tutmanızı tavsiye ederim. Özellikle yaz aylarında yer bulmak ciddi sıkıntı olabiliyor.

İZLESEK ÖĞRENSEK

Hotel Chevalier

2 Days in Paris

Before Sunset

Paris, Je t’aime

Ratatouille

Banlieue 13

Paris Top5 List

1- Quartier Latin

2- Jardin de Luxembourg

3- St. Michel

4- St. Germain des Prés

5- Le Centre Pompidou

*Yazıda kullanılan fotoğraflar başkalarına aittir.

Share

You May Also Like

3 comments on “Paris

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *