, ,

Saraybosna-Mostar

NEDİR NE DEĞİLDİR

Rivayet o ki Fatih Balkanlarda sefere çıktığında dağlar arasında yemyeşil bir ova görüyor ve burası pek hoş, saray gibi ovaymış diyor. O günden beri Vrhbosna, Sarayova veya Sarajevo olarak anılmaya başlanıyor. Adı ne olursa olsun Bosna-Hersek’in dağlar arasına kurulmuş başkenti, tarih boyunca Doğu Avrupa’nın en önemli kentlerinden biri olmuş.

14. yüzyılda Balkanların en güçlü devletlerinden olan Bosna-Hersek, 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethediliyor ve yaklaşık 400 yıl sonra da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yönetimine giriyor. Hatta Saraybosna Avrupa’da elektrikli tramvay sisteminin ilk kullanıldığı şehir. Avusturyalılar, Viyana öncesi ilk denemeleri şehirde yapıyorlar. Ancak ülkenin adının tarihte büyük harflerle geçtiği ilk an, Avusturya-Macaristan veliahtı Franz Ferdinand ve karısının Saraybosna’da bir Sırp milliyetçisi tarafından suikasta uğraması oluyor. Bu suikast sonucu 1. Dünya Savaşı başlıyor ve bilindiği üzere dünya haritası yeniden şekilleniyor. Savaştan sonra Yugoslavya Krallığı sınırlarına katılan Bosna-Hersek, 2. Dünya Savaşı sırasında da Partizanların Nazilere karşı gösterdiği direnişe büyük katkı sağlıyor ve savaşın bitmesiyle kurulan Yugoslavya Federal Demokratik Cumhuriyetinde yerini alıyor.

Tito yönetiminde Yugoslavya’daki tüm etnik gruplara ucundan azıcık da olsa kültürlerini koruma ve yaşatma hakkı veriliyor. Aynı zamanda Saraybosna, Yugoslavya’nın kültür merkezlerinden biri haline geliyor. Bununla birlikte 1984’de yapılan kış olimpiyatları Saraybosna’da düzenleniyor. Ancak 1990’ların başında ekonomik nedenler, artan milliyetçilik hareketleri ve en önemlisi Batı devletlerinin kışkırtmaları sonucu Yugoslavya’nın federatif yapısı bozuluyor. İlk önce Slovenler ve Hırvatlar bağımsızlıklarını ilan ediyorlar. Ardından Makedonya ortama ayak uyduruyor.

Ancak Bosna-Hersek bir referandum sonucu benim başım kel mi deyip bağımsızlığını ilan ettiğinde kızılca kıyamet kopuyor. Ülkede önemli bir etnik grup olan ve Sırbistan’dan ayrılmak istemeyen Sırplar, Boşnaklara karşı etnik temizliğe başlıyorlar. Saraybosna 4 sene boyunca Sırp ordusu tarafından kuşatma altında tutuluyor. Şehir sürekli keskin nişancılar ve dağlardaki tanklarla ateş altında tutuluyor. Hatta keskin nişancı tehlikesinden cenazeler ancak gece defnediliyor. Kuşatma sırasında sadece Saraybosna’da 11.000’den fazla insan hayatını kaybediyor. Tüm ülkede köy köy savaş yaşanıyor. Bir diğer yandan da ülkenin güneyinde etnik çoğunluk olan Hırvatlar yeni kurulmuş olan Hırvatistan’a katılmak istediği için Boşnaklarla çatışıyor.

Birleşmiş Milletlerin açıkça göz yumduğu Srebrenitsa katliamı ve Saraybosna’da ekmek sırasında olan sivillerin bombalanması sonucu uluslar arası kamuoyu baskısına dayanamayan Nato Sırplara karşı geniş bir hava operasyonu düzenliyor. Sırp ordusu geri çekiliyor ve Dayton Antlaşması imzalanıyor. Bosna-Hersek bağımsızlığına kavuşuyor. Savaş sona erse de Bosna-Hersek’in kaotik etnik yapısı idari yapıya yansıyor. Öğrenmek isteyen siyaset bilimi öğrencisine okulu bıraktıracak kadar karışık bir sisteme sahip olan ülkede şu anda 2 devlet bulunuyor: Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti. Bu devletlerin kendi yönetimleri bulunurken, içerisinde ki kantonların da kendi özerk yönetimleri bulunuyor. Diğer yandan devlet başkanlığı ise daha da ilginç bir yapıya sahip. Ülkede bulunan 3 etnik gruptan birer üye 4 yıl boyunca birlikte devlet başkanlığı görevini yürütüyor. Bir de AB tarafından seçilen yüksek temsilci var ki onu hiç sormayın.

Bu kadar karışık bir yapıdan çok başarılı bir yönetim beklenmesi de doğal olarak pek mümkün olmuyor. Ülkede işsizlik oranı oldukça yüksek. Buna rağmen gereksiz sayıda devlet memuru bulunuyor. Maaşlarsa oldukça düşük. Bir bakan 5000 mark maaş alırken, bir doktor 2000 mark alıyor. Hükümet işsizliğe karşı hiçbir şey yapmadığı için oldukça eleştiriliyor. Halk ülkenin ekonomik olarak dibe doğru sürüklendiğini düşünüyor. Maaşlarından %70 civarının vergi olarak kesildiği de eklenince Bosnalıların 2014 kışında ülke genelinde neden isyan edip, kamu binalarını yaktıkları daha iyi anlaşılacaktır. Diğer yandan savaş izlerinin zihinlerden silinmesi de ülkedeki önemli sorunlardan biri. Sokaklarda çok sık kendi kendine konuşan veya olağan dışı hareketler yapan insanlarla karşılaşılıyor. Bu insanların büyük bir kısmı savaş sonrası sendromu nedeniyle akli dengelerini yitirmiş insanlar. Savaş boyunca ülkede 12 bin tecavüzün yaşandığını düşünürsek insanların neden delirdiğini daha iyi anlayabiliyorsunuz.

Müslüman kimliğine özellikle savaş sonrası sıkı sıkıya bağlanan Bosna-Hersek’te savaş sonrası çoğu cami Suudi Arabistan’dan gelen fonlarla onarılmış. Ülkede hükümetin Avrupa’nın da baskısıyla yok etmeye çalıştığı başka bir sorun ise kökten dincilik. Arap yarımadasında gelen din görevlilerinin etkisinde kalan işsiz birçok Boşnak kökten dinci cemaatlere yöneliyor.

Bosna-Hersek denildiği zaman akla gelen ilk isim ise Türkiye’deki lakabıyla Bilge Kral; Alija İzzetbegoviç. 1990 yılında devlet başkanlığına gelen İzzetbegoviç, Bosna-Hersek’in bağımsızlık sürecindeki en önemli siyasal ve askeri figür. Ülkenin Sırplara karşı gösterdiği direnişin efsanevi lideri, İslamcı kimliğiyle de tanınıyor. 5 sene boyunca hem askeri hem de siyasal açıdan gösterdiği direnişle dünyanın en önemli liderleri arasında bulunan İzzetbegoviç aynı zamanda bir İslam filozofu. Bosnalılar için tam bir kahraman olan Bilge Kral’a bazı eleştiriler de var. Bağımsızlık sürecini daha uzlaşmacı bir stratejiyle sürdürebileceği, bağımsızlık savaşını fazla İslami bir omurgaya oturttuğu ve ülkede yaşayan masum Sırpları dışladığı gibi fikirler bunlar. Öte yandan bazı yolsuzluk iddiaları da mevcut. Ancak bu eleştiriler onun halkının gözünde efsanevi bir lider olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Sokakta yürürken Tanrının oldukça boş vaktine denk geldiğini düşündüğünüz Bosnalılar eğlenmeye çok meraklılar. Kadınlar ve erkekler oldukça bakımlı. Sokakta çok fazla şişman insan görülmüyor. Spora oldukça düşkünler. Genel Balkan coğrafyasında olduğu gibi insanlarla kolayca sosyalleşiliyor. Şehirde eğlenceli bir gece hayatı var. Uzun bir gece öncesi demlenmek ve Saraybosnalıları izlemek için Ferhadija’daki Saliha Hadzihuseinovica Muvekita Sokağı ve civarında Cheers Pub ve City Pub gibi güzel mekânlar bulunabilir. Gecenin devamı için ise Mehmeda Spahe’de bulunan Sloga en iyi alternatif. eğer daha lokal bir adres istiyorsanız da Jez’e gidebilirsiniz. Zlatna Ribica ise mutlaka uğranması gereken bir adres. Antikacıda mı yoksa barda mı olduğunuzu anlayana kadar ilk içkinizi bitirmiş oluyorsunuz.

Saraybosna ucuz bir şehir. Yeme-içme çok makul fiyatlara hallediliyor. Şehir ufak olduğu için aşağıda bahsedeceğim tünel harici her yere yürüyerek gidilebilir. Ancak isteyenler için toplu taşıma da iyi çalışıyor. Taksi fiyatları da çok pahalı değil. Şehir oldukça güvenli. Her türlü sosyal soruna rağmen suç oranı düşük. Kadınlar gece saat kaç olursa olsun oldukça rahat tek başlarına sokaklarda dolanabiliyorlar.

GEZSEK GÖRSEK

Saraybosna’yı gezerken bir sokağa girdiğinizde tipik bir Anadolu kasabasını geziyormuş hissine kapılırken yanındaki sokağa geçtiğinizde Macaristan veya Avusturalya’da bir kentte bakımsız bir sokağa daldığınızı düşünebilirsiniz. Şehir Osmanlı temeli üstüne Avusturya-Macaristan cilasını oldukça güzel attığı için hala bu farklar göze çarpıyor.

Saraybosna’yı gezmeye Ferhadija’dan başlayabilirsiniz. Şehrin atar damarı olan bu cadde trafiğe kapalı bir yaya caddesi. Ferhadija 2. Dünya Savaşında Nazilere karşı savaşan ve hayatını kaybeden Sırp-Boşnak-Hırvat-Makedon-Arnavut tüm Partizanlar anısına yapılan Sonsuz Alev Anıtıyla başlıyor. Ferhadija’dan Başçarşı’ya doğru ilerlediğinizde sırasıyla Katolik Katedrali ve Saraybosna Sinagogunu görebilirsiniz. Biraz daha ileride ise Bosna Sancak Beyi olan Gazi Hüsrev Bey tarafından kendi adına Mimar Sinan’a yaptırılan camiyi ziyaret edebilirsiniz. Özellikle şadırvanı 16. Yüzyıl Osmanlı mimarisinin zarif örneklerinden biri olan caminin hemen yanında ufak bir çarşı ve karşısında ise Gazi Hüsrev Bey Medresesi bulunmakta.

Başçarşının içlerine doğru ilerlediğinizde ise Bursa Bedesteni karşınıza çıkacaktır. Bursa Bedesteni Rüstem Paşa tarafından 1551 yılında Bursa’dan gelen ipeklerin satılabilmesi için kurulmuş bir Osmanlı Çarşısı. Buradan sonra Başçarşı Camisi ve çevresindeki bakırcılar çarşısını gezebilir ve ufak bir Anadolu şehrinin çarşısını geziyormuş hissine kapılabilirsiniz. Bakırcılar Çarşısı sonrası güvercinler yoğunluğuna doğru ilerlerseniz Saraybosna’nın en önemli turistik unsuru olan Sebil’i göreceksiniz. Kendisinden su içenin bir daha şehre geleceğine inanılan Sebil, çevresindeki güvercinler nedeniyle ismi Güvercin Meydanı olarak anılan bir meydanda yer alıyor.

Sebil’den su içtikten sonra yavaştan adımlarınızı Vratnik’e doğru çevirin. Şehrin batısında bulunan bu hafif tepeye yürüyerek tırmanacağınız için belki Başçarşı’da bir kahve veya yemek molası vermek iyi olabilir. Gücünüzü topladıktan sonra Vratnik yoluna koyulun. Kovaçi sokağından yukarı doğru biraz yürüdükten sonra sade beyaz mezar taşlarıyla şehitliği göreceksiniz. Şehitliğin ortasında ise 2003’te hayatını kaybeden Alija İzzetbegoviç’in sade anıt mezarı bulunmakta. Vasiyetine göre ülkesinin bağımsızlığı için hayatını feda eden insanların arasına gömülmek istemiş. Bu arada şehrin çeşitli yerlerinde kaldırımlarda koyu kırmızı lekeler görebilirsiniz. Bu kırmızı lekeler savaş esnasında o noktada bir kişinin öldürüldüğü anlamına gelmekte.

Savaşın acımasızlığını ve ne kadar genç hayatlara mal olduğunu gördükten sonra Vratnik Tepesine doğru ilerlemeye devam edebilirsiniz. Günümüzde yıkılmış olasa da Sarı Burç’tan muhteşem şehir manzarasını izleyebilirsiniz. Dağların arasındaki bir vadide yer alan şehrin belki de en huzurlu noktalarından biri Vratnik Tepesindeki Sarı Burç. Burada biraz nefeslendikten ve manzarayı izledikten sonra yine ara sokaklardan şehir merkezine inebilirsiniz.

Şehrin kuzeyine doğru ilerlediğinizde ise Svrzo Evi şehirde görülebilecek şeyler listesinde yer alıyor. Saraybosna’da en iyi korunabilmiş eski Osmanlı Evi olan Svrzo güzel bir konak ve onun müştemilatlarından oluşuyor. Bulunduğu mahalle ise şehrin turistik merkezinden sıkılıp biraz gerçek Saraybosna’yı görmek isteyenlerin ilgisini çekebilir. Yine aynı civarda biraz daha batıya gidildiğinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun şehre miras bıraktığı muhteşem binalar da görülebilir.

Saraybosna’ya dağlardan gelen Miljacka Nehri ise şehri ikiye böler. Nehri karşı tarafına geçmeden önce ilk dünya savaşının çıkmasına neden olan suikastın yapıldığı Latin Köprüsünü görebilirsiniz. Nehrin karşısında ilk dikkatinizi çekecek olan yapı Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı ve şehrin en eski camisi olan İmparator Camii olacaktır. Ardından ara sokaklara dalarak St. Antony Kilisesi’ne doğru ilerleyebilirsiniz. Hemen çaprazındaki Sarajevska bira fabrikasına ait barı da ziyaret etmeyi unutmayın. Diğer yandan şehrin sosyalist Yugoslav döneminden kalma futuristik mimari mirasını incelemek için Ciglane mahallesi oldukça doğru bir adres. Mahalle şehrin turistik merkezinden biraz uzaklaşıp şehrin yerlisinin arasına karışmak için de şahane bir adres.

Şehrin yakın dönem tarihini anlamak için gidilebilecek en doğru yer ise Tünel. Şehrin dışında Butmir’de bulunan Tünel’e gitmek için maalesef toplu taşıma bulunmuyor. Taksiye gittiğinizde de yeterli bilgiyi almanız pek mümkün olmuyor. Bu nedenle bence Tünele gitmenin en uygun yolu Insider Sarajevo’nun turuna katılmak. Hem Tünel ile hem de ülke ve şehirle ilgili birçok bilgiyi kısa sürede öğrenebiliyorsunuz. Tünel Boşnak ordusunun 4 yıl boyunca süren Sırp kuşatmasına direnebilmek için bulmuş olduğu çözüm aslında. BM tarafından sağlanan yetersiz medikal ve gıda yardımı şehirde büyük sorunlara ve karaborsaya neden olunca bu tünelle aşağıdan Sırp kuşatması yarılarak şehre erzak ve gerekli ihtiyaçlar sokulmuş. Bu nedenle Tünel’in ülke için anlamı çok büyük. Tünel’in girişinin bulunduğu evde kurulmuş ufak bir müzeyi ziyaret edebilir ve bu müzede savaş ve Tünelle ilgili kısa bir belgeseli izleyebilirsiniz.

MOSTAR

UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde olan Mostar Saraybosna’dan günübirlik gidilebilecek bir durak. Tren veya otobüsle 2,5-3 saat civarı bir sürede varabileceğiniz şehir Mimar Sinan’ın yaptığı köprüsüyle tanınıyor. Çoğunlukla yanlış bilinen bir konu ise bu köprünün Bosna savaşı sırasında Sırplar tarafından bombalandığı.

Aslında bu bombalama Hırvatlar tarafından gerçekleşiyor. Mostar bir güne fazlasıyla sığabilecek bir şehir. Köprünün de bulunduğu şehir merkezi oldukça güzel ve iyi restore edilmiş. İnsan bazı anlarda 16. Yüzyıldan kalma bir Osmanlı kasabasında dolaştığını hissedebiliyor. Ancak özellikle hafta sonları oldukça kalabalık oluyor. Şehir merkezinde görülmesi gereken en önemli turistik öğe Mostar Köprüsü, yıkıldıktan sonra Neretva Nehri’nden çıkartılmış orijinal taşlarla tekrar inşa edilen köprü büyüleyici.

1618 yılında yapılmış Koski Mehmet Paşa Camii de görülecek eserler arasında. Üstelik minaresine çıkıp muhteşem Mostar manzarasını izleyebilirsiniz. Türküm derseniz para bile almayabiliyorlar. Ardındansa Boşnaklar ve Hırvatlar için savaş döneminde sınır bölgesi olan “Front Line”ı dolaşabilir ve savaşın binalara neler yapabildiğini görebilirsiniz. Yemek konusunda ise Mostar’da genelde turistik alternatifler var. Köprüyü izlemek için ideal bir noktada ve yeşillikler içinde bulunan Babilon iyi bir tercih olabilir.

YESEK İÇSEK

Bosnalılar her Balkan ülkesinde olduğu gibi bol yağlı, et ve hamur ağırlıklı beslenme alışkanlıklarına sahipler. Gideceğiniz çoğu lokantada kötü et yeme şansınız az. Başçarşı’da bulunan Dveri yerel yemekleri tatmak için iyi bir adres. Özellikle kırsal kesime ait birçok yemeği yapıyorlar. Üstelik yerel ev şaraplarını da çok uygun fiyatlara içebilirsiniz. Fena olmayan bir Balkan şarapları menüleri var. Yemekle birlikte mutlaka mısır ekmeklerini de sipariş edin. Gulaşları ve Dveri büfteği denilen yemekler oldukça lezzetliydi. Dveri büfteği dana büfteğin içerisine kuru et ve isli peynirin konup rulo hale getirilip kızartılmasıyla yapılıyor. Üstüne de turşulu hafif kremalı lezzetli bir sosla servis ediliyor. Öte yandan başlangıç için söyleyebileceğiniz oldukça zengin bir şarküteri tabakları bulunuyor.

Bosna-Hersek’in milli yemeği Cevapi yani köfte içinse en iyi adreslerden biri Galatasaray Kebapçısı. Galatasaraylı eski futbolcu Tarık Hodziç’e ait olan köfteci menüsünden dekorasyonuna kadar sarı kırmızı. Yine birçok mekanda bulabileceğiniz kuru eti denemeden ülkeden dönmeyin. Burek yani börek ise Bosnalılar için bir vazgeçilmez. Sabah kahvaltısı için başçarşıdaki börekçilerden birine dalabilirsiniz.

Yemek için şehirdeki başka bir adres ise İnat Kuca. Muhteşem et yemekleri ile öne çıkan lokantada gorgonzola ve mantar soslu biftek mutlaka denenmeli. Çarşıda bulunan To be or not to be’de iyi et yemekleriyle dikkat çeken bir mekan.

Bosna-Hersek tam bir şarap ülkesi özellikle güneyinde şarap üretimi oldukça ilerlemiş durumda. Çok lezzetli şaraplara sahip ülkede ev yapımı şaraplar da birçok lokantanın menülerinde bulunuyor. Diğer yandan şehirlerin de kendi bira markaları var. Saraybosna’da bulunan Sarajevsko biralarını hemen fabrikasının yanında HS Pivnica’da deneyebilirsiniz. Yine Mostar’da Stari Grad birasını deneyebilirsiniz. Çay kültürü belki de Saraybosna’nın en zayıf yanı. Ancak şehirdeki tek çay dükkanı Franz&Sophie şahane. İsmini Öldürülen veliaht prens ve eşinden alan dükkanda onlarca farklı çayı tadabilirsiniz.

YATSAK UYUSAK

Saraybosna konaklama konusunda oldukça makul çözümler sunan bir şehir. Her bütçeye göre kalma imkanı bulunabiliyor. Hostel City Center hem çalışan ekibi hem de şehirle ilgili doğru yönlendirmeleriyle oldukça başarılı olan bir alternatif. Bulunduğu konum itibariyle de hem şehrim tüm gezilecek görülecek yerlerine yakın hem de gece hayatının tam göbeğinde. Ancak yer bulamazsanız ihtimaline karşı nehir manzaralı tarihi bir binada yer alan Old City Hostel’i de deneyebilirsiniz.

İZLESEK ÖĞRENSEK

No Man’s Land

The Hunting Party

Before the Rain

Saraybosna-Mostar Top5 List

1- Tünel

2- Sarı Burç

3- Mostar

4- Başçarşı

5- Dveri

Share

You May Also Like

One comment

  1. dns domain name server
    12/2015 at 22:54

    Yerlerde görülen kırmızı lekeler Saraybosna Gülü (Sarajevo Rose) olarak geçer. Atılan bombaların yerde bıraktığı çiçek şeklindeki izler kırmızıya boyanmıştır, bu orada kan döküldüğü anlamına gelir.
    Tünele gitmek için de taksileri gözardı etmemek lazım, bizim getir-götür olarak anlaştığımız taksici baya tur rehberliği yapmıştı, tünele ve kuşatmaya dair her şeyi ayrıntılı anlatmıştı.
    Bir de Mostar’a gitmişken Blagaj da kesinlikle görülmeli, otobüs seferleri yazın var diğer mevsimlerde de taksicilerle yine anlaşılabiliyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *