, ,

Uçakta – 1. Gün

Doha’ya doğru giden uçaktayım. Qatar Airlines kabin ekibiyle uçağın arkasında en sevdiğimiz şehirleri konuşuyoruz. Yanımda Anıl var. Uçağa binerken “kesin bu herif mühendis ve Doha’da çalışıyor” diyerek kendisine bir hikaye yazdığım adam. Aynı yaştayız. Mühendisliğini tutturuyorum ama Doha’da yaşamıyor. Oradan aktarmalı olarak Sudan’a uçacak. Gemi sörveyörüymüş. Karaya yeni geçmiş. Üzerindeki tshirtü fark etmemiştim. Kabin ekibinden biri rahat tavırlarından dolayı ona “pirate” dediğinde mevzuya uyanıyorum.

Yolda Anıl’a 360’ı anlatıyorum. Bir an Sudan’dan Cape Town’a geçmeyi bile planlıyor. Hayatta girdiğimiz kısır döngülerden, daha çok para, çok çok hırs ve daha çok mutsuzluk denkleminden konuşuyoruz. Doha’ya indiğimizde yukarıdaki fotoğrafını çekiyorum ve ayrılıyoruz. Dünyanın herhangi bir yerinde, ne olursa olsun haber ver, yetişiriz diyor. Sanırım son dönemde en çok duyduğum laf bu. Çoğunun içten söylendiğini bilmek güzel. Ardından Cape Town uçağının kapısına doğru ilerliyorum.  

Çok yorgunum. Hem zihinsel hem de fiziksel olarak. Son 3 haftamı hazırlıklar, veda turları, toplantılar ve çeşitli koşturmalarla geçirmiştim. Her gece aklımda acaba bugün neyi unuttum sorularıyla uyuyup, sabahları acaba bugün ne yapacaktım listesiyle kalkmıştım. Artık hepsi bitmişti. Unutulan yapılacak şeyler, vedalaşılamayan insanlar, yenilemeyen yemekler hepsi İstanbul’da kalmıştı. Artık önümde yol vardı. Sorularıma cevap verecek olan, aradıklarımı bana verecek, beni iyi insanlara götürecek yol.

Cape Town uçağında yerim şahane; acil çıkış ve koridor. Üstelik arkamda kısa bir teyze var. İzin isteyip koltuğu yatırıp üzerime örtüyü çekiyorum. Dünyada en sevdiğim şehre gidiyor olmanın huzuru geliyor bir anda. 3 sene önce ziyaret edip, döner dönmez nasıl taşınabilirim diye planlar yaptığım Cape Town. 3 öğün uçak yemeği sonrası Güney yarımküreye tekerlek koyuyor uçağım. Ev sahibim Anna beni alandan almaya geliyor. 3 arkadaşıyla paylaştığı evdeki koca salonları yatak odam oluyor. Eşyaları eve bırakıp, üzerimdeki kış kıyafetlerinden kurtulup plaja gidiyoruz. 3 sene önce günbatımında aşık olduğum Camps Bay’deyim. Su yine çok soğuk. Bileklere kadar ayaklarımı sokup, uyuşmadan evvel hemen koşarak kendimi dışarı atıyorum. Bir süre sonra şehre dönüp bir şeyler atıştırıyoruz. Anna yarı zamanlı çalıştığı işine gitmek için evden ayrılıyor. Bense yorgunluk ve güneşin etkisiyle kendimi uykunun kollarına bırakıyorum.

Uyanır uyanmaz yataktan fırlıyorum. Akşam gitmem gereken etkinliğe geç kalmış durumdayım. Taksi çağırıyorum ve Waterfront’taki Travel Massive etkinliğe gidiyorum. Travel Massive turizm sektöründeki kişileri bir araya getiren bir organizasyon. Ben de hem değişiklik olur hem de birilerinden tüyo alırım diye katılma talebinde bulunmuştum. Geç kalmamdaki en büyük sıkıntı çekilişle verilecek olan Cape Town helikopter turunu kaçırmak oluyor. Gittiğimde millet halihazırda sosyalleşiyor ve ben kimseyi tanımadığımdan dolayı bir köşede acıların çocuğu gibi içkimi içmeye başlıyorum. Ardından yanıma etkinliği düzenleyen hanımefendi(Dawn) geliyor. İstanbul’dan geldiğimi, dünya turundaki ilk günüm olduğu anlatıyorum. Şimdi yapmam gereken bir iş var, seni sonra insanlar tanıştıracağım deyip yanımdan ayrılıyor. Ben de dışarıda duran burger kamyonuna gidip bedava yemeğimi alıyorum. Tam yemeğimi alırken Dawn konuşmaya başlıyor. Uygun bir köşe bulup hem Dawn’ı dinliyorum hem de bir yandan 10 parmak burgere dalıyorum. Tam o esnada “bu akşam İstanbul’dan bir misafirimiz var, üstelik size anlatmak istediği bir hikayesi var” diyerek beni konuşma yapmaya çağırıyor. 10 saniyede kalan burgeri nasıl yuttum, elimi ağzımı nasıl temizledim bilmiyorum ama mikrofon başına geçiyorum.

360’ı, neden dünya turuna başlamak için Cape Town’u seçtiğimi anlatıyorum. Tabi çok hoşlarına gidiyor bu durum. Konuşmayı bitirip bir içki alıp, köşeye çekiliyorum. Ancak akşamın başındaki acıların çocuğundan eser kalmıyor. İnsanlar benimle tanışmaya gelmeye başlıyor. Rotayı, ülkeleri, İstanbul’u soruyorlar. Gideceğim rotayla ilgili şahane tüyolar öğreniyorum. Hatta organizasyona ev sahipliği yapan helikopter firmasının müdürü bana eğer uçuşlarda boş koltuk olursa beni mutlaka uçuracaklarını söylüyor. (hala haber yok ehehe  haber geldi, sonuç bu)

Gecenin sonuna doğru tanıştığım bir teyzeler grubu ise gecenin sürprizi oluyor. İstanbul’dan geldiğimi duyunca bana dakikalarca Türkiye maceralarını anlatıyorlar. İstanbul, Kapadokya, Nemrut, Göbeklitepe, Halfeti ve daha birçoğunu konuşuyoruz. Çoğu Türkten daha fazla yer gezmişsiniz deyince de biraz şaşırıyorlar.

Daha dünya turumun ilk gününden bir sürü güzel insanla tanışmak harika geliyor. Birkaç gün tatil modunda takılıyorum. Böyle dediğime bakmayın geçen 17 km yürümüşüm.  Az fotoğraf çekip, sevdiğim yerleri turluyorum. 1-2 güne gerçek tempomu bulurum. Güzel başladık güzel devam eder umarım.

Share

You May Also Like

2 comments on “Uçakta – 1. Gün

  1. Öznur
    11/2015 at 11:22

    Keyifle takip ediyorum 🙂

  2. Kemal Kaya
    02/2017 at 16:21

    Aynı helicopter firmasıyla ben de Cape Town’da uçtum ne güzel olmuş. Dünya turuna başlamak için en kötü tercih Cape Town. Bu kadar güzel şehirden sonra diğer şehirlere alışmak ve heyecan duymak güçleşebilir. 🙂 (sanırım bu senin cümlendi bir yerlerde gördüğüm)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *