Yiğidin Harman Olduğu Yer

Prag’da geçirilen mutsuz 2 gün. Şehre hiç kanım ısınmamış, ertesi sabah Viyana’ya doğru yola çıkmak için hazırlık yapıyorum. Akşam hostelde söylenerek çantamı toparlarken ranzanın üst katında yatan ve saçı sakalı birbirine karışmış Benicio Del Toro kılıklı Meksikalı arkadaşla muhabbete başlıyoruz. Konuşma bir anda onun da Prag’ı hiç sevmediği noktasına geliyor. Ben “Yarın sabah Viyana gidiyorum, ordan Salzburg yapıp, cilasını da Münih‘te Oktoberfest’in sonu günüyle atacağım.” deyince gözleri parlıyor. O ana kadar hayatımın en komik seyahat arkadaşlarından birini bulacağımı bilmiyorum.

Ertesi sabah Daniel ile Viyana’ya giden trene atlıyoruz. Trenimiz Prag’dan uzaklaştıkça ikimizde muhabbeti koyulaştırıyoruz. Viyana’ya indiğimizde önce konaklama işini hallediyoruz. Ardından vuruyoruz kendimizi sokaklara. Tüm gün gezip dolanıyoruz, siyaset, futbol, sinema ve seyahat etmek üzerine bolca konuşuyoruz. Akşam Hofburg civarlarında yorgunluktan ve açlıktan bir bankın üzerine çöküp, gelen geçene bakarak sohbet ederken bir anda ben bir müzik sesi duyuyorum. “Hadi bakalım ne film dönüyor orada” önerimi geri çevirmiyor ve biz müzik sesinin geldiği dev çadıra doğru giriyoruz. Meğerse Avusturya’da o gün genel seçimler yapılmış ve sosyal demokrat parti seçimlerde büyük bir başarı kazanmış. Ancak usulca sızdığımız çadırda bizim ilgimizi çok daha fazla çeken şeyler var: Bedava bira ve yemek servisi. Bir anda tüm siyasi kimliklerimizi bir kenara bırakıp partililerin sevincine ortak oluyoruz. Üstelik bu sevinç, partililer bize yemek ve bira ikram coşkuya dönüşüyor. En sonunda Daniel’in ve benim elimde birer ufak pankart kendimizi Almanca parti marşlarına eşlik ederken buluyoruz. Karnımızı doyurup, kafamızı güzelleştirdikten sonra sosyal demokrat partinin Viyana il teşkilatına veda edip hostele doğru yürüyoruz. 1 gün daha Viyana’da takıldıktan sonra Salburg’a geçiyoruz. Daniel’in 2-3 güne kadar Meksika’dan kız arkadaşı geleceği için aralarında yoğun bir telefon trafiği dönüyor. Ve sonunda Innsbruck’de buluşmaya karar veriyorlar, üstelik yengenin verdiği tarih de Daniel’in benimle Oktoberfest’e gelmesine imkan tanıyor. Salzburg’da 2 günümüzü yine bolca gülerek, şehre aşık olarak ve yürüyerek geçiriyoruz. Sonunda büyük gün geliyor ve serin bir ekim sabahında Salzburg’dan Münih trenine biniyoruz.

Münih’te garda hemen lockerlara çantaları atıp, akşam saatleri için ben Berlin’e, Daniel Innsbruck’e tren biletlerini alıyoruz. İşleri bitirdikten sonra festival alanına doğru pergelleri açıyoruz. Benim Oktoberfest’e 2. gelişim olduğu için daha tecrübeliyim. Gözümün kestiği bir çadıra girip yer aramaya başlıyoruz. Tabi saat 11 olduğu için yer bulmak pek mümkün değil. Neyse bir şekilde, bir ekibin masasına tüm sevimliliğimizi kullanarak yamanıyoruz. Bavyera şarkıları söyleniyor, biralar ardı ardına geliyor. Karnımız acıktığı ve kafamız güzelleştiği için hadi çıkalım birşeyler yiyip, lunaparkta takılıp sonrasında başka bir çadıra geçelim diyoruz. Fikir güzel olsa da 1 saate yakın diğer çadırlarda yer arıyoruz. Sonunda iki kişi sığışıyoruz bir yere. Karnımız tok, sırtımız pek hemen yeni biraları söylüyoruz. Onlar kısa sürede tükenince yenileri söyleniyor. Bu arada Daniel biz yiğidin harman olduğu yerden geliyoruz moduna geçip, “tekilacıyız biz, koymaz bize bu Oktoberfest biraları” demeye başlıyor. Ortam güzel, kızlar güzel, biralar güzel derken bizim tren saatleri yaklaşıyor. Daniel doğadan aldığını doğaya sunmak üzere tuvalete gideyim ben sonra kalkarız gideriz gara diyor. Ancak kalktığında anlıyoruz ki kendisi kelle olmuş. Lodosa tutulmuş şehir hatları vapuru gibi tuvaletin yolunu tutuyor. Ben de yanımdaki Hanslarla Helgalarla onların olmayan ingilizcesi benim olmayan Almancamla sohbet ederek bekliyorum. Genelde muhabbetimizdeki en uzun cümle de “Prost!” dan ibaret oluyor. Aradan 20 dakika geçiyor Daniel ortalıkta görünmüyor. Bir beş dakika daha bekliyim sıra var herhalde diyorum içimden. Ancak aklım bir yandan da trenlerde. Yarım saat bekledikten sonra birami bitiriyorum ve tuvalete bizim çakma Benicio Del Toro’yu aramaya gidiyorum. 3 kere tuvaleti tavaf edip, bizim babayiğide sesleniyorum. Ancak sonuç yok.

Trene yetişme durumu kritik hale gelince “Ulan ne pis adammışsın sattın 2 dakikada bizi vicdansız” diyip gara doğru yürüyüşe geçiyorum. Trene 10 dakika kala gara varıyorum. Koştura koştura trene atlayıp Berlin’e gidiyorum. Berlin’deki muhteşem birkaç günden sonra da eve dönüyorum. Bir iki hafta sonra Daniel’den bir e-posta alıyorum. Posta özürle başlıyor. Meğerse bizim tekila canavarı tuvalete gittiğinde klozetin üstünde sızmış. Trenine yarım saat kala ayılmış ve taksiyle zor yetişmiş. Arada sırada hala yazışıyoruz Daniel ile. En son bir Fas seyahati yaptığını biliyorum. Bir de Innsbruck’de buluştuğu kız arkadaşıyla evlendiğini ve yakın zamanda baba olduğunu. Sanırım bu komik adam her zaman aklımda Oktoberfest‘te yalpalayarak tuvalete giden adam olarak kalacak. Tekilası bol, yolu açık olsun.

Share

You May Also Like

One comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *